KALEDONYALILAŞTIRAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ?

Son günlerde haberlerde adını sıkça duyduğumuz Yeni Kaledonya, çoğumuz için yeni bir keşif oldu. Bu ülke, Güneybatı Pasifik’in ılık sularında, Avustralya’nın yaklaşık 1,500 km doğusunda yer alıyor.

Peki Paris’in kuş uçuşuyla 16.750 kilometre uzağında bulunan bu ülkeyle Fransa’nın ne alakası var? 17.000 kilometreyi kuş olsan öyle ha deyince uçamazsın. Yolcu uçaklarının bile menzili bu kadar uzun mesafeli direkt uçuşlara genellikle uygun değil. Ancak Matmazel, Mösyö ve Madamlar bu ülkede olağanüstü hâl ilan ediyor, asker gönderiyor ve sosyal medyayı yasaklıyor. İnsanın aklına doğal olarak “Neden?” sorusu geliyor. Fransızlar kuş uçuşu yolculuk yapmıyor ama sömürgeciliği usta işi yapıyorlar!

Yeni Kaledonya’nın Fransa’nın sömürgesi olduğunu öğreniyoruz ve Fransa’nın bu sömürüsünü hala sürdürdüğünü görüyoruz. Tarih boyunca hak hukuk düzenlerinde köleler ve vatandaşlar arasında uçurumlar olsa da, hümanizm, insan hakları ve demokrasi söylemleriyle bu sömürünün halen devam etmesi ilk bakışta garip geliyor.

Yeni Kaledonya denilen ada ülkesinin yerli halkı Melanezya topluluklarından olan Kanaklar. Adada uzun ve zengin tarihini yansıtan; tarih öncesi döneme ait birçok kalıntı bulunuyor. Burayı 1774’te İngiliz Kaşif James Cook keşfetmiş. 1853’te Fransa tarafından ilhak edilmiş ve 1946’ya kadar sömürge toprağı olarak yönetilmiş. 1946’da resmen Fransız denizaşırı bölgesi haline gelmiş ve 2003’e kadar Fransa Denizaşırı Bölgeler Topluluğu içerisinde yer almış ve 2003’te gerçekleştirilen anayasa değişikliği sonucu Fransa’ya bağlı özerk bir bölge olmuş.

Fransa Denizaşırı Bölgeler Topluluğu dedikleri; Avrupa kıtasında bulunan Fransa’nın Avrupa dışında sahip olduğu bölgelerin tamamını ifade ediyor. Bu bölgeler eski Fransa sömürge alanlarını kapsıyor ve 2010 verilerine göre yaklaşık 2,65 milyon kişi bu bölgelerde yaşıyor. Fransız Parlamentosu’nun her iki kanadında ve Avrupa Parlamentosu’nda temsil ediliyorlar. Avrupa Parlamentosu milletvekilliği seçimlerinde, tüm denizaşırı bölgeler tek bir seçim bölgesi olarak işlem görüyor.

Yeni Kaledonya’nın Bağımsızlık Çabaları

Yeni Kaledonya’nın 2024 yılı itibarıyla nüfusu yaklaşık 295.529 kişi. Nüfusun yüzde 44’ü Melanezyalı Kanaklar ve yüzde 24’ü Avrupa kökenlilerden oluşurken, kalan nüfusun büyük bir kısmı diğer Pasifik adalarından gelenler, Asyalılar, Polinezyalılar ve diğer etnik gruplardan oluşuyor. Ayrıca, adada “Caldoches” olarak adlandırılan adaya gelen ilk Fransızların torunları ve “Métropolitains” olarak adlandırılan adaya yakın dönemde gelmiş Fransızlar da bulunuyor. Bu gruplarla birlikte ada genelinde beyazların nüfus içerisindeki oranı %34,1 düzeyinde. Resmi dili Fransızca.

Fransa’nın Yeni Kaledonya’ya ilgisinin nedeni; adanın zengin nikel yatakları ve stratejik konumu. Dünya nikel rezervinin yüzde 10’undan fazlasına sahip, ve Fransa’nın bu bölgedeki “şanlı” varlığı, Macron’un “Fransız etkisini artırma” planının merkezinde yer alıyor. Zaten dünyada adını bile duymadığınız bir yeri ele geçirme planları yapıyorsanız, kesinlikle bu işin içinde “noble” bir amaç vardır!

Yeni Kaledonya’da bağımsızlık yanlıları, özellikle yerli Kanak halkı, uzun süredir Fransa’dan bağımsızlık talep ediyorlar. Kanak bağımsızlık savaşçılarının büyük eylemlerine damgasını vuran 1984-1988 “olaylarının” ardından 1998’de imzalanan Nouméa Anlaşması ile bağımsızlık talepleri daha somut bir zemine oturmuş. Anlaşmayla, 1986 yılında BM’nin özerk olmayan bölgeler listesine yeniden dahil edilen Yeni Kaledonya’da Fransa’nın dekolonizasyon sürecinde verdiği bazı tavizler güvence altına alınmış ve Yeni Kaledonya’ya daha fazla özerklik verilmesi, bağımsızlık referandumları yapılması öngörülmüş. Anlaşmalar, kendi kaderini tayin konusunda üç referandum düzenlenmesini ve yerel parlamento olan Yeni Kaledonya Kongresini belirleyen bölge seçimlerine katılabilecek seçmenlerin sıkı bir şekilde kontrol edilmesini öngörüyor. Bu kısıtlı seçmen organının oluşturulması, 1853’ten beri Fransa tarafından sömürgeleştirilen Kanak halkının yeni gelen metropol nüfusu tarafından yapay bir şekilde kontrol edilmemesi için bağımsızlık yanlısı Kanakların temel bir talebi olarak uygulanıyordu. Özel seçim organını yöneten kurallar, sadece 8 Kasım 1998’de Nouméa Anlaşmalarını onaylayan referandumda seçmen kütüğüne kayıtlı olan seçmenlerin ve onların çocuklarının kendi kaderini tayin referandumlarında ve bölge seçimlerinde oy kullanabileceğini öngörüyordu. Ancak 1998 referandumuna katılabilmek için takımadalarda 10 yıldır ikamet ettiğini, yani en az 1988’den beri orada yaşadığını kanıtlamak gerekiyordu. Ancak bu kısıtlı seçmen listesi, kayıt olmakta zorlanan bazı Kanaklar için de yeterli bir garanti değildi. Çünkü kendilerinin veya ebeveynlerinin 1988’de ikamet ettiklerini kanıtlayamıyorlardı.

2018, 2020 ve 2021 yıllarında yapılan bağımsızlık referandumlarında, Yeni Kaledonya’nın Fransa’dan bağımsızlığını kazanıp kazanamayacağı oylanmış.

Bu referandumların hiçbirinde bağımsızlık yanlıları yüzde 50’nin üzerinde bir destek elde edememiş. 2018’de bağımsızlığa “hayır” diyenlerin yüzde 56.7 ile kazandığı ilk referandumun ardından, 2020’de “hayır” diyenlerin yüzde 53.26 ile kazandığı ikinci referandum gelmiş. Fransa ise üçüncü referandumu gerçek bir maskaralığa dönüştürmüş. Yeni Kaledonya’nın bağımsızlık yanlısı çoğunluğa sahip ilk hükümetinin kuruluşunun ardından Macron, pandemi dönemi önlemlerinin ciddi bir kampanyayı imkansız kıldığı ve salgından etkilenen birçok Kanak ailesinin yas tuttuğu bir dönemde 12 Aralık 2021’de üçüncü ve son referandumun yapılmasını sağlıyor.

Bu koşullarda Kanak bağımsızlık örgütleri oylamanın boykot edilmesi çağrısında bulunuyor ve katılım oranı yüzde 43.87’ye düşüyor. (2018’de yüzde 81.01 ve 2020’de yüzde 85.69 ) Sonuçta öngörülebileceği üzere %96,49 oranında “hayır” oyu çıkıyor. Referandum sonucu Fransa’da memnuniyetle karşılanıyor. Macron, 2021’deki son oylamanın sonucunun ardından “Bu gece Fransa daha güzel çünkü Yeni Kaledonya onun bir parçası olarak kalmaya karar verdi” diyor. Kanaklar ise 2021’deki referandumun yeniden düzenlenmesi için Uluslararası Adalet Divanına temyiz başvurusunda bulunuyor.

Bu üçüncü referandumla birlikte Nouméa Anlaşmalarından doğan umutlar da sönmüş oldu ve sonuçta Fransız devletinin sömürgeciliğine devam etmesi için zaman kazanmasına hizmet etti. Seçmenlerin dondurulduğu otuz yıl boyunca Fransız devleti ve Fransız şirketleri, Kanaky’ye yerleşen memurlara ikramiye vererek ya da Yeni Kaledonya’nın yerel istihdam yasasını baypas etmek de dahil olmak üzere Fransa ana karasından gelen insanlara iş teklif ederek sömürge girişimini sürdürmüştü.

Son Anayasa Reformu Çalışmaları

Fransız milletvekilleri, Yeni Kaledonya’da en az 10 yıldır yaşayan kişileri de kapsayacak şekilde seçmen kitlesini genişleten bir anayasa değişikliğini onayladı. Anayasa reformu, bölge seçimlerinde oy kullanma hakkını, bölgede on yıldır ikamet eden kişilere açarak seçmen kütüklerinin dondurulmasına son vermeyi planlıyor. Bu, son otuz yıl içinde Kanaky’ye yerleşen Fransa ana karasından yeni gelenleri de kapsayacak ve seçim açısından bağımsızlık karşıtı harekete fayda sağlayacak. Ulusal Meclis’teki oylama 153’e karşı 351 oyla kabul edildi.

Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bu değişikliğin yasalaşmasını geciktireceğini ve bölge halkının temsilcilerini müzakere yoluyla bir çözüme ulaşılması için Paris’e davet edeceğini, bununla birlikte, haziran ayına kadar yeni bir anlaşmaya varılması gerektiğini, aksi takdirde yasayı imzalayacağını söyledi.

Yeni Kaledonya’da bağımsızlık yanlıları, seçimlerdeki etkilerini azaltacağı için Fransız hükümetinin anayasal reform girişimine karşı çıktı.

Çoğunlukla yerlilerden oluşan bağımsızlık yanlıları, bu yasal değişikliğin adadaki etkilerini azaltacağını düşünüyor. Yerliler, adaya sonradan yerleşen Fransızların oy kullanmasına karşı çıkıyor.

Yeni Kaledonya Sorununda Taraflar

Yerli Kanak Halkı: Yeni Kaledonya’nın yerli halkı olan Kanaklar, adanın toplam nüfusunun yaklaşık %44’ünü oluşturuyor. Bağımsızlık yanlısı duyguları güçlü olan Kanaklar, kendi kültürel ve siyasi haklarını koruma ve Fransa’dan daha fazla özerklik elde etme çabası içindedirler.

Fransa Yanlısı Nüfus: Adada yaşayan ve genellikle Avrupa kökenli olan bu grup, nüfusun yaklaşık %24’ünü oluşturuyor ve çoğunlukla Fransa ile bağlarını korumak istiyor. Bu grup, adanın Fransa’ya bağlı kalmasını ve mevcut siyasi düzenin devamını savunuyor.

Fransız Hükümeti: Yeni Kaledonya’nın özerk bir bölge olarak Fransa’ya bağlı kalmasını destekleyen Fransız hükümeti, adanın stratejik ve ekonomik önemini göz önünde bulundurarak politikalarını şekillendiriyor. Fransa, adanın nikel rezervleri ve Hint-Pasifik bölgesindeki jeopolitik konumu nedeniyle Yeni Kaledonya’yı stratejik bir varlık olarak görüyor.

Bağımsızlık Yanlısı Gruplar: Bu gruplar, Yeni Kaledonya’nın Fransa’dan tam bağımsızlığını kazanmasını istiyor. Yeni Kaledonya’da yapılan referandumlar ve siyasi mücadeleler, bu grupların etkinliğini ve adadaki siyasi dinamikleri gösteriyor.

Bu taraflar arasındaki ilişkiler, Yeni Kaledonya’nın geleceği üzerinde belirleyici bir rol oynuyor. Özellikle, Fransız hükümetinin anayasal reformları ve bu reformların oy haklarına etkisi, adadaki siyasi gerilimleri artırmış durumda.

Yeni Kaledonya’daki bağımsızlık hareketi, tek bir lider tarafından yönetilen monolitik bir grup değil. Farklı siyasi görüşlere ve yöntemlere sahip çeşitli gruplardan ve kişilerden oluşuyor.

FLNC (Kanak Ulusal Kurtuluş Cephesi): 1970’lerden beri bağımsızlık için silahlı mücadele yürüten bir hareket. Günümüzde aktif olup olmadığı belirsiz. UNI-Calédonie: Kanak siyasi partilerinden oluşan bir koalisyon. 2023 bağımsızlık referandumunda “hayır” oyu verdi. Daniel Goa: Ünlü bir Kanak aktivist ve UNI-Calédonie’nin lideri. Louis Mapou: Yolcu taşımacılığı şirketi SudÎles’in kurucusu ve etkili bir iş insanı. Bağımsızlık yanlısı, ancak FLNC ile bağlantısı olmadığını iddia etmekte. Devlet Başkanı Roch Wamytan: Yeni Kaledonya’nın seçilmiş devlet başkanı. Bağımsızlık yanlısı bir platformda seçildi, ancak tarafsız kalmaya çalışıyor.

Bunlara ek olarak: bağımsızlık hareketinde önemli bir rol oynayan Yerel kabile liderleri ve şefleri yanında Gençlik hareketleri de son yıllarda bağımsızlık taleplerini dile getiriyorlar.

Bağımsızlık Eylemleri

Yeni Kaledonya’da, başkent Noumea başta olmak üzere birçok noktada bağımsızlık yanlıları, son Anayasa Reformu gelişmeleri üzerine protesto gösterileri düzenlemeye başladı. Bu gösteriler yer yer şiddet unsurları da içerdi. Şiddet olaylarında binalar, araçlar yakıldı, dükkanlar yağmalandı, yollar barikatlarla kapatıldı ve güvenlik güçleriyle çatışmalar yaşandı. Fransız hükümeti, şiddet olaylarını bastırmak için Yeni Kaledonya’da 11 günlük olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan etti, halka açık toplantılar ve sosyal medya kullanımı yasaklandı, ana havaalanı kapatıldı.

Güvenlik güçlerinden en az 60 kişi yaralandı. Çatışmalar, kundaklama ve yağmalama olayları nedeniyle 214 kişi tutuklandı. Öldürülenler arasında adanın yerli Kanak toplumunun iki üyesi de bulunuyor. Fransız askeri güçleri limanları ve havaalanlarını korumak ve polis birliklerinin yükünü azaltmak için konuşlandırıldı. En az 6 kişi hayatını kaybetti ve 130’dan fazla kişi gözaltına alındı. Şiddet olayları nedeniyle 18 Mayıs’ta olağanüstü hal ilan edildi. 20 Mayıs’ta olağanüstü hal kaldırıldı, ancak gerginlik hala yüksek.

Fransa hükümeti, şiddet olayları nedeniyle Anayasa (oy verme) reformu yasa tasarısını askıya aldı.

Ada’daki bağımsızlık yanlıları ile “diyalog ve sükunet yolunun hala mümkün olduğunu” savunan Cumhuriyetçiler, bu yolun inşasının yalnızca Yeni Kaledonya’da düzenin yeniden tesis edilmesi ile mümkün olduğunu dile getiriyor.

Yeni Kaledonya’da aralarında Kaledonya Birliği, Bağımsızlık için Ulusal Birlik gibi partilerin de bulunduğu platform, yayımladıkları ortak bildiride; Fransız hükümeti ile “uzlaşının” mümkün olduğunu belirterek, halka itidal çağrısı yaptılar.

Özetle; protestoların geleceği belirsiz, bağımsızlık ve Kanakların hakları konusundaki tartışmalar devam ediyor. Bölgede gerginlik ve istikrarsızlık riski var.

Fransa’nın Türk Coğrafyasına İlgisi

Fransız medyasında çıkan “protestolarda Azerbaycan bayrağı vardı” iddiaları ve “Türk istihbaratı eylemlerde rol oynadı” suçlamaları oldukça absürt. Fransa’nın, Türkiye’nin bölgesel politikalarına karşı tarihsel ilgi ve stratejik bağlamda hareket ettiği biliniyor. Ancak, bu tür iddiaların doğruluğu konusunda kesin bir kanıt sunulmamış olması, bu durumun bir komplo teorisi mi yoksa ciddiye alınması gereken bir mesele mi olduğuna dair kafalarda soru işareti bırakıyor. Azerbaycan bu suçlamaları reddetmiştir.

Fransa’nın Orta Doğu’ya ve Türk Coğrafyasına olan tarihsel ilgisi, Osmanlı İmparatorluğu’nun zayıflamaya başladığı 19. yüzyılda artmış ve özellikle Lübnan ve Suriye’de etkili olmuştur. Bu dönemde, Fransa bölgedeki Katolik ve Hıristiyan nüfusun hamisi olarak hareket etmiş ve Osmanlı’nın iç siyasetine yön vermiştir. Sykes-Picot Antlaşması ile İngiltere ile birlikte Osmanlı topraklarını paylaşmış ve Suriye ile Lübnan üzerinde denetim elde etmiştir.

Günümüzde ise Fransa’nın Orta Doğu politikası, İkinci Dünya Savaşı sonrası dekolonizasyon süreciyle birlikte değişmiş, bölge ülkeleriyle kurulan askeri, diplomatik, ekonomik ve kültürel ilişkiler sayesinde etkisini sürdürmüştür. Fransa, özellikle Doğu Akdeniz’de jeopolitik gelişmelere aktif politikalar geliştirmekte ve bu politikalar sonucunda Türkiye ile bazı siyasi sorunlar yaşamaktadır.

Fransa’nın Orta Doğu politikasının stratejik boyutu, bölgenin enerji kaynakları, jeopolitik konumu ve küresel güç dengeleri açısından önemli olmasıyla ilişkilidir. Fransa, bölgedeki etkinliğini sürdürmek ve uluslararası politikada etkili bir rol oynamak için bölgesel politikalar geliştirmektedir.

Bu stratejik çıkarlar, Avrupa kıtasını ve sınırdaş Akdeniz ve Orta Doğu bölgelerini kapsadığı için, Fransa’nın bu bölgelere yönelik politikaları, küresel politikalarının önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Fransa’nın bölgedeki politikaları, aynı zamanda uluslararası sistemin tek kutupluluktan çok kutupluluğa evrilme sürecinde de önemli bir rol oynamaktadır.

Fransa’nın Türkiye’deki Kürt nüfusa yönelik ilgisi ise tarihsel ve stratejik bağlamda değerlendirilebilir. Fransa, tarihsel olarak Orta Doğu’da etkili bir güç olmuş ve bölgedeki etnik ve dini gruplarla ilişkiler kurmuştur. Özellikle, Fransa’nın Suriye ve Lübnan’daki Hıristiyan topluluklarla olan tarihi bağları, bu ilginin kökenlerinden biri olarak görülebilir.

Günümüzde, Fransa’nın Türkiye’deki Kürt nüfusa yönelik ilgisi, bölgesel politikalar ve insan hakları konuları çerçevesinde ele alınabilir. Fransa, Avrupa Birliği üyesi bir ülke olarak ancak diğer ülkelerden daha agresif biçimde, bölgedeki demokrasi, insan hakları ve azınlık haklarına yönelik konulara duyarlılık göstermektedir. Bu bağlamda, Türkiye’deki Kürt meselesi ve bu meseleyle bağlantılı insan hakları konuları, Fransa’nın dış politikasında yer alan konulardan biri haline getirildi.

Ayrıca, iki ülke arasındaki ekonomik, siyasi ve askeri ilişkiler, Fransa’nın Türkiye’deki Kürt nüfusa yönelik ilgisini etkileyen faktörler arasında olabilir. Türkiye’nin NATO üyesi olması ve bölgesel güvenlik konularında kilit bir rol oynaması, Fransa’nın Türkiye politikalarını şekillendiren önemli unsurlardandır.

Son olarak, Fransa’nın Türkiye’deki Kürt nüfusa yönelik ilgisi, uluslararası arenada Türkiye’nin iç politikası ve dış politikasıyla ilgili gelişmelerle de ilişkilendirilebilir. Türkiye’nin Suriye politikası, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarına yönelik politikaları ve Avrupa Birliği ile ilişkileri, Fransa’nın Türkiye’deki Kürt nüfusa olan ilgisini etkileyebilir.

Türkiye Ne Yapabilir

Türkiye’nin Yeni Kaledonya ile ilgili politikası ve hareket tarzı, uluslararası hukuk ve kendi dış politika ilkeleri çerçevesinde şekillendirilmelidir. Türkiye, genellikle egemenlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası hukuka saygı gibi prensipleri ön planda tutarak bir dış politika izlemektedir. Bu bağlamda, Yeni Kaledonya’daki durumla ilgili olarak Türkiye’nin tutumu, şu hususları göz önünde bulundurarak belirlenebilir:

Uluslararası Hukuk: Türkiye, Yeni Kaledonya’nın statüsüne ilişkin kararların uluslararası hukuk normlarına uygun olarak alınmasını desteklemelidir.

Çok Taraflı Diplomasi: Türkiye, Yeni Kaledonya’daki gelişmelerle ilgili olarak Birleşmiş Milletler gibi uluslararası kuruluşlar ve diğer ilgili taraflarla iş birliği yaparak çok taraflı diplomasiyi tercih edebilir.

Barışçıl Çözüm: Türkiye, Yeni Kaledonya’daki tüm taraflar arasında diyalog ve barışçıl çözüm yollarının aranmasını teşvik etmelidir.

Karşılıklı Saygı: Türkiye, Fransa ile olan ilişkilerinde mütekabiliyet ilkelerini gözeterek, karşılıklı saygı ve iş birliği temelinde hareket etmeli, Yeni Kaledonya konusunda da bu yaklaşımı benimsemelidir.

Bölgesel İstikrar: Türkiye, Yeni Kaledonya’daki gelişmelerin bölgesel istikrar ve güvenlik üzerindeki etkilerini dikkate alarak hareket etmelidir.

Fransa’nın Türkiye’deki etnik bölücü örgütlerle ilişkileri konusunda ise, Türkiye’nin kendi milli güvenliğini koruma ve terörle mücadele konusundaki kararlılığını sürdürmesi önemlidir. Bu çerçevede, Türkiye’nin uluslararası platformlarda terörle mücadelede iş birliği ve dayanışma çağrısında bulunması ve bu konuda kararlı adımlar atması beklenir.

Sonuç

Fransa’nın Yeni Kaledonya’daki sömürgeci politikaları ve bağımsızlık yanlılarına karşı uyguladığı baskıcı yöntemler, demokrasiyi adeta bir “Fransız icadı” olarak sunuyor. Bu da demek oluyor ki, demokrasi ancak Fransız mutfağında pişerse lezzetlidir! Yeni Kaledonya’da bağımsızlık yanlılarının çabaları ve Fransız hükümetinin tepkileri, adada ve uluslararası arenada ciddi tartışmalara neden oluyor.

Sonuç olarak, Fransa’nın Yeni Kaledonya üzerindeki etkisi ve bu duruma yönelik politikaları, bağımsızlık mücadelesi veren Kanaklar için trajikomik bir gerçekliği gözler önüne seriyor. Düşünsenize, Paris’teki şık kafelerde kahve yudumlayan Fransız bürokratlar, dünyanın öbür ucundaki bu sıcak adada neler olup bittiğine dair kararlar alıyor. Üstelik bunu, ‘demokrasi’ ve ‘özgürlük’ kavramlarını ağızlarından düşürmeden yapıyorlar. Kendi sömürge geçmişlerini adeta unutturmak istercesine, bu sefer “uzaktaki vatandaşlarımız” diye adlandırdıkları ada halkının kaderini belirlemeye çalışıyorlar.

Fransa’nın, neredeyse dünyanın bir ucundaki bu adayı elde tutma çabası, uçsuz bucaksız okyanusun ortasında hantal bir gemiyi limana çekmeye çalışan bir kaptanın trajikomik hikayesine benziyor. Her ne kadar modern dünyada sömürgecilik hoş karşılanmasa da, Fransa’nın bu adadaki stratejik ve ekonomik çıkarlarını kaybetmemek için sergilediği çaba, Kanaklar için buruk bir mizah kaynağı haline gelmiş durumda. Bağımsızlık referandumlarında yaşananlar, özellikle 2021’deki boykotun ardından gelen “büyük zafer” açıklamaları, Kanakların gözünde bir tür politik komediye dönüşüyor.

Velhasıl, Yeni Kaledonya’daki bağımsızlık mücadelesi, Fransız hükümetinin “modern sömürgecilik” tiyatrosunda sahnelenen bir oyun gibi. Seyirci koltuğunda oturan dünya ise, bu trajikomik gösteriyi izlerken, Kanakların haklı taleplerini anlamak yerine, sahnedeki oyuncuların abartılı performanslarına gülüp geçiyor.

1117 Toplam Görüntüleme 3 Bugün

Gokhan OGUZ

1965 yılında Eskişehir’de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Eskişehir’de tamamladı. 1983 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümüne kaydoldu. Mezuniyet sonrası 1992 yılı mart ayında Hâkim Adaylığını tamamlayıp Danıştay Tetkik Hâkimi olarak atandı. Başbakanlık ve Kamu İhale Kurumu’nda görev yaptı. 2013 yılında döndüğü İdari Yargı Hakimliği görevinden 2019 yılı Mart ayında emekliye ayrıldı.

Bunları da sevebilirsiniz

KALEDONYALILAŞTIRAMADIKLARIMIZDAN MISINIZ?” için 3 yorum

  1. Atlas’ın özgür olduğunu düşünmesine izin verildi. Dünyayı omuzlarından atabilir ve istediği zaman çekip gidebilirdi. Ama kendisine verilen tek izin bunun üzerinde düşünmekti., (F. Kafka)

  2. Binaenaleyh Fransa fevkalade ayıp etmiştir. Türkiye muhakkak NOT etmiştir, günü geldiğinde Fransa’nın başına ne çoraplar örecektir, bekleyenler görecektir.

Gökhan Oğuz için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir