HAYVANDAN TANRI OLAMAZ!

HAYVANDAN ARKADAŞ, DOST VE HELE HELE TANRI HİÇ OLAMAZ!

Bundan yaklaşık 35 yıl önce bir ecnebi aile ile tanıştım. Jennifer & Mike ve köpekleri Mike. Köpek ismiyle herif Mike isminin aynı olması bana dert oldu. Hatuna, hangisini önce tanıdığını sordum: herifimi dedi. Yani sen köpeğine Erinin adını verdin he mi? Evet dedi çok doğal. İnanamadım, empati yaptım; benim hanım itini benim adımla ünleyecek fesübhanallah, beni silmiş ve iş onulmaz bir yola girmiş demektir. Yoo dedi, bilakis Mike çok sevindi, onun partneri en sevdiği biriciğine kocasının ismini vermiş yani onu deliler gibi seviyormuş, bir fesübhanallah daha. Ne kadar mantalite farkımız vardı batılılarla. O vakitler evinde hayvan besleyen yurdum insanına hiç rastlamamıştım. 15 yıl sonra bu batılı anlayış ülkemi baştan sona istila etti, ne kadar bulaş yüzdesi yüksek bir kültürmüş anlayalım. Yanlış anlaşılmasın yüksek olan kültür değil bulaş yüzdesi. Nitekim bu bulaş az zamanda çok başarılı bir şekilde her yakamızı sardı ve onlarla aynileştik. Bu aynileşme pekte romantik sonuçlar vermedi; onlar zengindi bizse fakir. Onlarda her şeye rağmen bir kamu düzeni vardı, hayatlarında başı bozukluğu önlüyordu. Bizse eski dengemizi yitirdik yenisini de sağlayamadık, küme düşmekle kaldık.

Kral Çıplak!

Vatikan’da kabul sırasında yaşadığı bir anısını aktaran Papa:15 gün kadar önceki genel kabul töreninde insanları selamlarken aşağı yukarı 50 yaşlarındaki bir kadının önüne geldim. Kadını selamladım, çantasını açtı ve ‘Çocuğumu kutsar mısınız?’ dedi: Küçük bir köpek vardı! Sabrımı kaybettim ve kadını azarladım: “Hanımefendi, bir sürü çocuk aç, sizse köpekle geliyorsunuz!”

Papa aktardığı anının ardından, toplantıya katılanlara, “Kardeşlerim, bunlar bugünden sahneler ama böyle devam ederse geleceğin alışkanlıkları olacaklar, dikkatli olmalıyız” diye seslendi.

Katolik inanışa göre, Papanın kutsaması aşağı yukarı şu anlama geliyor: Papa dokunduğunda o şahıs Aziz olabiliyor ve cehennem ateşinden yırtabiliyor. Papa’ya müracaat eden şahıs belli ki epey dindar biri, buradan manevi bir fayda maksadıyla nakit ve vakit harcayarak oraya gelmiş yoksa Papa veya çevresinde ne işi olsun. Yalnız biraz şapı şekeri karıştırmış köpeğine fokuslanınca; hayvanlar Aziz olamazlar/ uhrevi mükellefiyetleri yoktur olgusunu akıl edememiş anlaşılan, bu girişimi abes kaçmış.

Papa’nın işareti tam da” çocuk yetiştireceğime evimde köpek beslerim daha iyi” diyen beylere ve bayanlara gelmiş. Söz aramızda insanlıktan nasibi olmayan, can sıkıcı bazıları için doğru tercih gibi gözüküyor.

Bu ev hayvanları konulu satırları yazan kişide kendini dindar addeten biridir bu durumu da bir ön yargı oluşması için tebarüz ettirdim.

İnsan – Hayvan ilişkileri başlangıcından itibaren hep tenakuz içermiş. Çok korktuklarını veya kendisine çok yararlı olanları Tanrı veya Tanrı Yardımcısı yapmakta cömert olmuş beşeriyet; aslan, kaplan, kurt, at, öküz, inek vb. diğerlerini ise işine geldikçe hayvan yerine koymuş. Bu ezeli çelişki sanki aynen devam ediyor. İçlerinden sevdikleri bazı tür hayvanlarla hayatlarını paylaşıp, üzerilerine titrerken geri kalanlara karşı bigâneler.

Günümüz biliminin keşfedebildiği, ulaşabildiği kadarıyla, yeryüzünde 8.7 milyon tür canlı (organizma) var, yeni keşiflerle daha da artacaktır muhakkak. Ancak, yeryüzünün hakimi ve efendisi olma ayrıcalığı bunlardan yalnızca birine, “insana” verilmiş Tanrı tarafından. Her insan kabul etmese de acı gerçek maalesef böyle. Yine Yüce Tanrı “göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendinden bir lütuf olarak emrimize vermiştir.” Yani bunlar üzerindeki Tanrının tasarruf yetkisi bazı kısıtlamalarla birlikte insana yüklenmiştir, hayvanlarda dahil. Hatta bazı fayda kalemlerini Tanrı bizzat tadat eylemiştir de; etinden, sütünden, yününden, derisinden ve binitinden gibi. Kısacası bilumum canlılar Tanrının, insan habitatı dizaynında ön gördüğü nesneler ve robotlardır. Evet onlar birer robottur.

“Atımı bağladım İğde dalına / Oturdum ağladım garip halime ” n. sesigüzel

Yine Tanrının sadece biz insanlara verdiği merak, akıl ve irade avadanlıklarımız yardımıyla bizlerde epey robot icat edip geliştirdik. Dolayısıyla biz yeni robotlar geliştirdikçe eskiler işlevsiz kalıyor ve devre dışı oluyorlar. Bu gelişmeler devam edecek, süreçte hayvan – robotlar aleyhine olacak. Örnek: eskiden beygirler çok önemli idi tarım ve ulaşımdaki teknolojik gelişmeler nedeniyle zamanla yeni vasıtalar geliştirdik artık onları kullanmıyoruz. Ülkemizde, 6 bin kişi at sahibi günümüzde. Bu hayvanların – atlı polis, midilli gezintileri vs istisnalar hariç- hemen hepsi kumar sektöründe kullanıldıklarından bu kadar nüfusları var. Niye bu ganyan kumarı hala başat olarak yaşar ona da aklım ermez, boğa – deve güreşleri, köpek ve horoz dövüşleri hala yapılmaktadır gizli- açık. Ralli’den başlarsak sanal-gerçek sürüsüyle kumar imkanı varken bunlar niye?

“Ayrılık geldi başa, katlanmak gerek
Seni çok çok özledim, arkadaşım eşek” b.manço

Eşeklerde vaziyet daha kötü, en son bireyleri salam sucuk atölyelerine gittikten sonra bu türde artık hayvanat bahçelerinde bir süre misafir olur daha sonrada tarih kitaplarına postu sererler. Bir çok robot türü böyle oluyor, olacak tarihe karışacak. Fillerde dinozorların akıbetine uğrayacak doğal olarak. Kaybolmakta olan türlere neden sahip çıkarız onu da anlamam: bırakalım yok olsunlar.

Kıla tüye ihtiyacımız kalmadı lakin henüz et, süt, bal ve yumurtanın sentetiğini( ha bire kurcalasak da) geliştiremediğimizden inek, keçi, tavuk, arı ve balıklara eyvallah diyoruz. Bunlarla ilişkilerimiz oldukça seviyeli yani onları kutsamıyoruz. Ayrıca kafes kuşu ve akvaryum balıkları halen aşırı problem değiller.

Şimdilerde ayar tutturamadığımız hayvan- robotlar da var: kedi, köpek, yılan, fare vb oluşan ev hayvanları.

Onları insanlarla kıyaslayanlar ve hatta insanlardan çok iyi- hayırlı olduğunu bile iddia edenler var. Tanrılaştıranlar, yoldaş, sevgili, dost kabul edenler gırla.

Ve onlara aşırı bağlılık, fetişizm, almış başını gidiyor. Geleneğimiz bize şöyle der: “nefsinin arzuları peşine kayıtsız düşenler sapkınlardır” yani fizyolojik görevleri ters yönde ilerlemektedir. Marjinaller heva ve heves peşinde koşarken kendi varlıkları dahil; toplumu, birlikte yaşama kurallarını ve her türlü değeri yok sayarlar, o yüzden sapkınlardır. Buna diğer bir tanımda Natura’ya, Fıtrat’a karşı girişimdir. Neticede bu ifrat fetiş unsurlarının, robotların insanı mutlu etmesi, esenliğe ulaştırması maddeten ve manen mümkün değildir. Her ne kadar arkalarındaki PR ve sektör piyasası tersini dillendirse de.

İnsanlarla ilişkinin maddi ve manevi bir faturası elbette vardır onun yanında hayvan sahipliği belki ucuzdur ama getirisi ne olabilir ki? Bir robot olan tıraş makinasının size verebileceği duygusal karşılık, manevi iyilik ve haz ne kadarsa, bir kedi/köpek robot hayvanın vereceği de o kadardır.

Hayvanatın kendi habitatı dışında bir hayata zorlanması kabahati de işin cabası, isterseniz köpeğinize türbe yapın yada kedinizi vâris bırakın.

“Yeşil kurbağalar öter göllerde
Kırıldı kanadım kaldım çöllerde” eğin türküsü.

Akıbet: bu ilişkiden robot-hayvanat kazanmıyor amma velakin beşeriyet pek çok evladını ve imkanını yitirmektedir.

Toplum olarak hayat yolunda, sorumsuz ve marjinal küçük bir grupla hep mücadele edeceğiz. Toplumlar bu marjinalleri uhuletle ve suhuletle lakin onların boyunduruğuna girmeden idare ettikleri müddetçe sağlıklı yaşarlar. Yoksa onları asla mutlu edemezler, onlar çemkirirler, hakaret ederler vb.

Sokak hayvanları ve insanları açısından da artan problemler var.

Türkiye’deki sıcak sorunlar kamunun bu işlere uzak durması, sorumluluktan kaçınması ve imkan ayırmamasından kaynaklanmaktadır.

Bu alanlarda vicdan ve izan sahibi insanlarımız olmasa tam keşmekeşe düşeceğiz, iyi ki hayırseverlerimiz var. Onlar kargaşayı tolere ediyorlar.

Sokak hayvanları, insanları ve evde hayvan barındırmaya ilişkin problemlerin çözümü çok zor değil. Biz geçmişte yabancılardan tıpkı basım kanun getirenleri çok eleştirdik ancak bu konuda istisna yapsak iyi gelecek gibi: batıdan, (Almanya, Hollanda) motamot mevzuat transferi yeterli olacaktır, zira bizim mevzuat pek çok tenakuz içeriyor maalesef.

Malum batılılar dünya işleri ve kamu düzeni konusunu iyi becerirler. Tek eksiğimiz onlar kadar bu işlere kafa ve kaynak ayırmada pek istekli davranmıyoruz. Genel ve yerel yönetimler:eller cebe!

“Deveyi Düz Öldürür / Sürmeyi Göz Öldürür
Yiğidi Kılıç Kesmez / Bir Acı Söz Öldürür” Ankara Türküsü

 

NOT: Buda benim fetişim: Limon Eniği. Her gün okşuyorum dibine gübre ve su döküyorum, uzun uzun geyik muhabbeti yapıyoruz. Büyüdüğünde de şapır şupur ham ediyorum.

6561 Toplam Görüntüleme 6 Bugün

Ali Taşkın BALABAN

1958 yılında Eskişehir’de doğdu. Ankara Ü. S. B. F'ni bitirdi. Yurdun çeşitli yerlerinde memur olarak çalıştı. Antalyada ikamet etmektedir.. * Facebook Sayfamızı Beğenebilirsiniz: buradan abone olabilirsiniz ve yazılarımızı kolayca takip edebilirsiniz. * Yazıların üstündeki benim adımı tıkladığınızda benim tüm yazılarımı içeren 5 - 6 sayfalık menü açılır oradan istediğinizi tıklayarak okuyabilirsiniz. Yorumlar vasıtası ilede yüksek fikirlerinizi iletebilirsiniz. Lütfedip okuduğunuz için teşekkürler.

Bunları da sevebilirsiniz

HAYVANDAN TANRI OLAMAZ!” için 6 yorum

  1. Çok kıymetli Ali Ağabeyim, öncelikle sizi bizzat tanıyan biri olarak kendimi bahtiyar biliyorum,
    Fikirleriniz , bilgi birikimleriniz, ve bilinç düzeyinizle ve özellikle yapmış olduğunuz mülki idare amirliğindeki HAKKANİYETLİ ve ADALETLİ dik duruşunuzu, her zaman sizi takdire şayan bir büyüğümüz olarak çevremdekilere örnek bir şahsiyet olarak anlatıyorum
    Yazdıklarınızı büyük bir keyifle okudum
    Çok güzel tesbitler , inşallah sürekliliğini görmek isteriz
    Rabbim yâr ve yardımcınız olsun

    1. Çok teşekkürler Aziz Kardeşim. İltifatlarınla beni ihya ettin. Hayırlara karşı daim ve kaim olasın.

  2. Yazınızı okurken belediyelerin itlaf ekipleri geldi aklıma. 1970 li yıllar. Sokak ortasında, okuduğum ilkokulun bahçesinde av tüfekleri ile vurulan köpekler..Ankara’nın göbeğinde.. Dumanlı isli Ankara’nın kara sının ciğerlerimize dolduğu günlerde, gençlerin yitip gittiği günlerde kim sokak köpeklerini ve parçalanarak ölmelerinin çocuklar üzerinde bırakabileceği olumsuz etkiyi düşünürdü ki? Günümüze dönersek sokak köpeği sayısı kısırlaştırma ile sınırlandırılacak boyutu geçmiş görünüyor.evet batı kanunları bu konuda örnek olabilir ancak önce sahipsiz hayvanların sayısının bu kanunun işleyebileceği seviyeye ulaşması gerekecektir. Yani uyutulmaları gerekecektir. “Hayvan severler” ve sektör baskısı ortadayken bu riski hiçbir siyasi üstlenmek istemez seslendiremez diye düşünüyorum. Saygılarımla.

  3. Haberlere göre dünyanın ilk lüks köpek havayolu Bark Air hizmet vermeye başlamış. İç hat uçuşlarındaki yolculuğun bilet fiyatları, bir köpek ve yanındaki sahibi için 4 bin dolar, uluslararası rotalar için ise 6 bin dolar civarında imiş. İtperest olmak da pahalı bir iş anlaşılan. Veya paran kadar tapın

Mehmet Burhan için bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir