SORUMLULUK DUYGUSU ÜSTÜNE BİR SOHBET
By Durdu GÜNEŞ - Çar Oca 25, 9:24 pm

Emekli Mehmet Efendi devlette hukuk işlerinde çalışmış, yöneticilik yapmış biri. Okumayı düşünmeyi ve sohbeti seviyor.
Bende, bilgece konuşan Emekli Mehmet Efendiyle sohbet etmeyi seviyorum. Onun dünyaya bakış açısı o kadar geniş ki daralan ufkumu açıp beni rahatlatıyor.
Bu günlerde sorumluluk duygusu kafamı meşgul ediyor. Kamuda işler süresinde çözülmüyor.
Siyasiler söz dalaşını iş önceliklerinin üzerinde tutuyor, kimse geride kalmak istemiyor.
Cennet vatanımız dediğimiz bu güzel coğrafyada insanlığa örnek bir medeniyet inşa edeceğimiz yerde birbirimizin ayağına basmaktan mesafe alamıyoruz.
Emekli Mehmet Efendi bazen Sokrates bazen Yunus Emre bazen Nasreddin Hoca oluyor. Onunla sohbet ederken belki sorunlarımız fiilen çözülmüyor ama konunun çözümsüz olmadığını ve umuda yolculuğun bitmemesi gerektiğini düşünüyorum.
Mevsim yaz. Hava sıcak ve bunaltıcı, ama yolda yürürken içimdeki daralmanın azaldığını hissediyorum. İnsanların araba içinde hızla geçtiği mekânları ben yavaş yavaş yürüyerek geçiyorum. Hayatı yavaşlatmanın ve sadeleştirmenin mutluluk yolunda önemli adımlar olduğunu düşünüyorum. Yürürken ağaçlardaki yaprakları ve kuş seslerini duyumsuyorum.
Emekli Mehmet Efendiyle yine çay bahçesinde mutad masamızda buluşuyoruz.
Onu görmek bile huzur kapısı. Onun dingin ruhsal yörüngesine giriyorum.
Radyoda güzel bir Bolu türküsü olan “beyaz giyme söz olur.” türküsü söyleniyordu.
İçilen sıcak çayların ardından söze başladım.
-İşlerimizin düzenli yapılmasında sorumluluk duygusunun nasıl bir önemi var? Çocuklarımızı sorumluluk duygusu içinde yetiştirebiliyor muyuz?
- Saint-Exupery “insan olmak her şeyden önce sorumlu olmaktır” der. Cenap Şahabettin’in de çok güzel bir sözü var. “Bir toplumu yükseltmek mi istiyorsunuz, insanların her birine sorumluluk duygusu dağıtınız.”
Sorumluluk duygusundan yoksun kişi işleri hep başkasına havale eder. Sorumluluk duygusu gelişmiş eğitimli insanların önemli bir özelliğidir. Aynı zamanda sorumluluk insanı eğiten ve geliştiren de bir özelliktir.
Örneğin çok basit bir sorun “ben bilmez merkez bilir.” anlayışıyla polis tarafından karakola taşınır. Karakol “ben bilmez savcı bilir.” anlayışıyla konuyu savcıya taşır. Savcı “ben bilmez mahkeme bilir.” anlayışıyla hakime havale eder.. Hâkim “ben bilmez Yargıtay bilir.” Anlayışıyla konu yüksek yargıya taşınır. İşler sorun yumağına döner.
Sorumluluk eskilerin deyimiyle muktezayı hale mutabık hareket etmek demektir. Yani gereken duruma uygun hareket etmektir. Sorumluluk içselleşmeyip şekilci kaldığında bir Nasrettin Hoca fıkrasına döner.
Nasreddin Hocaya bir komşusu evinin yandığını haber vermiş. Hoca “evlenirken hanımla bir anlaşma yapmıştık ben çalışıp geçimi sağlayacağım Hanımda ev işlerine bakacaktı. Bu konuda sorumluluk ona ait. Koş şimdi ona haber ver.” demiş.
Sorumluluk almak ve inisiyatif kullanabilmek için kişinin kendinden emin, bilgili, akıllı, erdemli ve cesur olması gereklidir.
Herkes yüklendiği görevin hakkını verirse bundan tüm toplum fayda görür.
-Bu konuyu biraz açar mısın? diye sordum.
Emekli Mehmet Efendi her zamanki mütebessim tavrıyla devam etti.
-Hepimiz toplumun bir parçasıyız. Bir yandan kişisel işlerimiz olduğu gibi bir yandan da toplumsal görevlerimiz vardır. Birini yaparken aynı zamanda öbürünü de ahenkli bir şekilde yürütmemiz gerekir. Nasıl dünya bir yandan kendi ekseni etrafında dönerken bir yandan da güneşin etrafında döner. Bu küçük daire ve büyük daire dönüşleri anlamlı bir bütünlük oluşturur. Aynen öyle de insan hem kişisel hem toplumsal rollerini aynı anlamlı bir bütünlük içinde yürütmelidir.
Bir fıkra vardır.
Adamın biri yol kenarında oturup şemsiye tamir ediyormuş. Bir gencin şemsiyesini tamir ederken, son derece itina göstermesi karşısında genç sormuş “neden bu kadar titiz davranıyorsunuz. Belki bir daha ki sefer burada oturup şemsiye tamir etmeyeceksiniz.” Tamirci cevaplamış. “ Ben işimi iyi yaparım. Eğer ben işimi baştan savma yaparsam er geç bu anlaşılacak benden sonra buradaki şemsiyeciye de kimse iş vermeyecektir.
Sorumsuz bir davranış farkında olmadan birçok insana zarar verir.
Siyasetçilerimizde sık görülen bir sorumsuzluk örneği vardır. Bazen bir siyasetçinin demeci büyük tepki görür. Bizdeki siyasetçiler asla “ben yanlış konuştum.” demez. “Ben yanlış anlaşıldım.” der. Sorumluluğu başkasına atar.
-Devlet yönetiminde sorumluluk duygusu gelişmiş hem lider yönetici hem yetişmiş personel sıkıntısı çekiyoruz galiba dediğimde Emekli Mehmet Efendi sükûnetle devam etti.
-Bir kişi bir sorunla karşılaştığında “ben yoksam kimse yok” anlayışıyla çözüm yolunda adım atmalıdır. Kamuda bir anket yapılsa bu anlamda kaç kişi çıkar.
Sorumluluk duygusundan yoksun kişi lider yönetici olabilir mi? Winston Churchil “Sorumluluk büyük olmanın bedelidir.” der. Eğer o bedeli ödemiyorsanız büyük olamazsınız.
Garcia’ya Mektup hikâyesini duymuşsundur.
ABD ile İspanya arasında savaşın bir aşamasında çok acele olarak Küba’daki isyancıların önderi Garcia ile haberleşmek gerekiyordu. Ancak telefon telgraf ve posta ile haberleşmek mümkün değildi. ABD başkanı Garcia’ya mektubu ulaştıracak birini arıyordu. Rowan isminde bir çavuşu salık verdiler.
Rowan ABD başkanından mektubu aldı, deri keseye sarıp kalbinin üstüne bağladı ve 4 gün sonra Küba sahillerine çıktı. Küba’nın balta girememiş ormanlarının arasında ilerleyerek 3 hafta sonra mektubu teslim etti.
Kamuda, üzerine aldığı görevi hiçbir mazerete sığınmadan, eksiksiz tamamlayacak bir iş disiplini ve sorumluluğunu taşıyan kaç tane Rowan’ımız vardır. Rowanlarımız çoğaldıkça başarıdan başarıya koşacağız.
Sorumluluktan kaçmak için genelde bizi kurtaracak hep bir kahraman bekleriz. Kahraman gelecek ve bizi kurtaracak. Oysa bu kişilerin sorumluluktan kaçarak bir ütopyaya sığınmasıdır.
Galile dünyanın döndüğünü söylediği için engizisyon mahkemesinde yargılanıyordu. Eğer görüşünde diretirse yakılarak öldürülecekti. Çaresiz kalan Galile sözlerini geri alarak ölüm cezasından kurtuldu.
Bunu duyan öğrencisi “Yazıklar olsun bir kahramanı olmayan ülkeye” dedi.
Galile ise “Yazıklar olsun kahramana ihtiyaç bir ülkeye.” diye cevap verdi.
Bir süre sustuk sonra:
-Sorumluluğa bakış açımızdan da sorunlarımız var mı? Diye kafamdaki tereddütleri gidermek istedim.
Emekli Mehmet Efendi güçlü analiz yeteneğiyle anlatmaya başladı.
-Birçoğumuzdaki hastalık, önümüzde sorumlu olduğumuz işi yapmayıp sorumlu olmadığımız alanlarda ahkâm kesmektir. Bu davranış dürüst olmayan istikrarsız insanlara mahsus bir özelliktir. Cebindeki paranın hesabını yapamayıp ülkenin ve dünyanın ekonomisini düzeltme formülleri konuşmak atalarımızın deyimiyle “kendi başını bağlayamayıp gelin başı bağlamaya gitmektir.”
Bu tür davranışlar sorumluluk bilincinin tam gelişmemesinden ve özgür iradenin oluşmamasından kaynaklanır. Ülkemizde kendini idareden aciz insanların oturup “ne olacak bu memleketin hali! “ diye sızlanması bireysel sorumluluktan kaçmanın en tipik örneğidir.
Bazen de başkalarının olumsuz davranışını kendi sorumluluklarımızdan kaçış için gerekçe olarak kullanırız. Örneğin rafları tozlanmış bir bakkala neden dükkânı temiz tutmadığını söylesen, “sanki belediye görevlerini yerine getiriyor mu?” diye karşılık verir.
-Sorumluluk insana ağır gelen bir şey mi, insanı mutlu eden tarafı yok mu? Diye sorduğumda yine deneyim dolu sözlerle karşılık verdi Emekli Mehmet Efendi.
-Esasında sorumluluk duygusu mutluluğa giden yolda bir anahtardır. İnsanımıza hayatı anlamını ve sorumluluğunu tam veremediğimizden mutluluk unsurları bir külfet gibi algılanmaktadır.
Bir hikâye anlatılır.
Vaktiyle bir hükümdarın oğlu eve kapanır, canı sıkılır, bunalırmış. Oğlunun bu haline üzülen babası saraydaki en bilge kişiyi çağırarak buna bir çözüm bulmasını istemiş. Bir hafta da süre vermiş.
Bilge, gece gündüz düşünmüş, çözüm üretememiş ve korkusundan ülkeyi terk etmeye karar vermiş. Almış başını dere tepe giderken, bir çocuğun koyun güttüğünü görmüş. Biraz sohbet etmiş. Çocuk “köyden azığımı alayım, biraz koyunlarıma bakar mısın?” demiş. Bilgede kabul etmiş. Çocuk gittikten sonra kuzunun biri uçurumdan aşağı yuvarlanıvermiş. Bilge kişi aldığı sorumluluk nedeniyle kuzuyu uzun uğraşlardan sonra uçurumdan yukarı çıkarmış. Çıkarırken sadece onu düşünmüş. Sanki başka hiç sıkıntısı yokmuş gibi. Birden beyninde şimşekler çakmış. Sorumluluk duygusunun insanı can sıkıntısından kurtardığını ve hayatı anlamlı kıldığını keşfetmiş.
Hemen tekrar ülkesine dönüp hükümdara oğlu ile ilgili çözümü aktarmış. “Çocuğun mutlu olmasını, hayata bağlanmasını, yaşama azmini ve mücadele gücünü kazanmasını istiyorsanız ona bir sorumluluk vermelisiniz.” demiş.
Çocuklarımıza sorumluluk duygusunu aşılamalıyız. Bunun için anne ve babalara öğretmenlere ciddi görevler düşmektedir. Sorumluluk duygusu öğrenmekle, işini sevmekle, kültürle, eğitimle yakından ilgilidir.
Ne zamanki sorumluluk bilinci gelişmiş bir toplum oluştururuz o zaman mutluluğu gelişmeyi ve hayatı güzel kılmayı sağlayabiliriz.
Emekli Mehmet Efendi bu gün adeta bir öğretmen gibiydi.
Toplumumuzda önemli bir sorun olan sorumluluk duygusundan kaçış konusundaki sorularıma açıklık getirmişti. İçimde bazı şeyleri öğrenmiş olmanın mutluluğu vardı. Teşekkür ederek ayrıldım.
Yolda kuş sesleri koro halinde geçenlere konser veriyordu sanki. Bende “Mihriban” türküsünü mırıldanarak yürüdüm.
Hayat öğrendikçe daha bir güzeldi.



