AHKÂM-I BEŞER ŞAŞAR
By Gökhan Oğuz - Per Ara 31, 4:40 pm

Zorunlu tasarruf sistemleri, ister istemez yasama konusudur. Yasayı yasama organı çıkarır. Hukuk düzeni içerisinde yasama faaliyetlerinin anayasal denetimi yapılabiliyorsa zorunlu tasarrufa ilişkin kanunu, bu denetime konu etmekten başka bir çıkar yolunuz yoktur.
Anayasada paydaş sınıf öngöremezsiniz, kast sistemi oluşturamazsınız. Bunlar anayasaya öyle açık açık yazılmaz. Devletin kurucu felsefesi ifadesini bulur genelde anayasalarda.
Bizim Anayasamızda kurucu felsefe ilk üç maddede ifade edilmiş.
Anayasanın meşhur 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin nitelikleri arasında, sosyal devlet ve hukuk devleti vasıfları da gösterilmiştir. Hukuk Devleti; bütün faaliyetlerinde hukukun genel ilkeleri ile bağlayıcılığı ve üstünlüğü olan Anayasa hükümlerine uygun hareket etmek zorundadır. Sosyal Devlet ise, daha bilmem kaç türlü ve en önemlisi sosyal adaleti temin etmek olan gereklerle bağlıdır.
İşte böylece, sosyal hukuk devleti niteliğine bürünen Devletimizin, Anayasanın 5. maddesiyle belirlenen temel amaç ve görevleri arasında, “kişinin temel hak ve hürriyetlerini sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlandıran ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak” da sayılmıştır.
Netekim, mülkiyet hakkı; Anayasayla teminat altına alınan temel haklardandır. 35. madde uyarınca, “Herkes mülkiyet ve miras hakkına sahiptir.” Bu haklar ancak, kamu yararı amacıyla ve yasayla sınırlanabilir.
Tasarruf ise daha önce de açıkladığımız gibi, kişilerin cari gelirlerinin, yani elde ettikleri gelirlerinin, yani menkul mülkiyetine konu olan gelirlerinin tüketilmeyen kısmını ifade etmektedir.
Şimdi, mülkiyet hakkının çalışanların iradesi dışında ellerinden alınmasına ilişkin yasaların, “sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle” bağdaşıp bağdaşmadığını ve “kamu yararı amacı”na yönelik olup olmadığını incelemeye çalışalım.
Çalışma Özgürlüğü
Çalışma ve sözleşme özgürlüğü de, Anayasayla teminat altına alınmış Sosyal ve Ekonomik haklardandır. 48. maddeye göre; herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin sosyal amaçlara uygun yürümesini sağlayacak tedbirleri alır. 49. maddede ise, çalışmanın herkesin hakkı olduğu ve Devletin çalışanların hayat seviyelerini yükseltmek için gerekli tedbirleri alacağı hükme bağlanmıştır.
Çalışma özgürlüğünün en esaslı unsuru; elde edilen gelire istediği gibi tasarruf edebilme özgürlüğüdür. Çalışan, elde ettiği gelirin istediği kısmını tüketir, istediği kısmını tasarruf eder ve bu tasarrufunu istediği alanda değerlendirir.
“Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.” Devlet, bu yükümlülüğün de ötesine geçerek, çalışanların ve müteşebbislerin elde ettikleri ve vergisini ödedikleri gelirlerini, belli alanlarda tasarruf etmelerini zorunlu kılamaz.
Ücret Geliri
Zorunlu tasarrufa tabi olanlar, (Bağ-Kur’lular hariç) emeği karşılığı ücret geliri elde ederler. Daha doğrusu, ücretlerinin tamamını elde etmeleri engellenir. Bu bakımdan Anayasanın ücret gelirine ilişkin hükümlerinin de irdelenmesinde fayda vardır.
Anayasanın 55. maddesi uyarınca; “Ücret emeğin karşılığıdır… Devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır”.
Öncelikle şunu belirtelim. Zorunlu tasarruf sistemleriyle bir sosyal güvenlik sistemi öngörülmez ve bu sistemler sosyal güvenlik politikası araçlarından değildir. Yasa kapsamındakiler zaten aynı zamanda bir sosyal güvenlik kurumunun da kapsamındadırlar. Zorla elinden alınan parasının ölüm veya mezarda emeklilik halinde veya bir tabii afet nedeniyle tekrar katkı ve nemasıyla ilgiliye verilebiliyor olması, zorunlu tasarrufa; gerçekleşen bu riskler karşılığı sigorta niteliği kazandırmaz.
Dolayısıyla, kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memur ve sözleşmeliler için Devletin kendi belirlediği veya toplu pazarlık veya iş akdi çerçevesinde tarafların karşılıklı iradeleriyle belirlenen ücret gelirinin belli bir oranının, tasarruf adı altında çalışanın tasarrufundan alıkonulması; Anayasa hükmüne aykırı olarak, kişilerin adaletli bir ücret elde etmelerini engellemektedir.
Asgari Ücret
Milyonlarca işsizimizin yanında, işçilerimizin büyük çoğunluğu da asgari ücretle çalışmaktadır. Hani iş bulabildiği, sigortalı gösterildiğine bakarsanız şansı baya yaver gitmiştir, lakin zorunlu tasarruf vergisi kesilen asgari ücretini bile kesmektedir.
Asgari ücret, 1475 sayılı İş Kanunu’nun 33. maddesinde düzenlenmiş ve ayrı bir yönetmelikte tanımlanmıştır. Bu tanımlamaya göre asgari ücret; işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir.
Devlet sosyal devlet ya, kişilerin asgari ihtiyaçlarını asgari düzeyde karşılayabileceği şekilde ve kılı kırk yararak belirlenen asgari ücretten vergi alır, daha yetmez, bir de tasarruf kesintisi alır. “Bizde öyle para bol, öyle kazanç olur ki, en fakirin ardından kamyon taşır cüzdanı”. Asgari ücret bu, bozdur bozdur harca. Yahu kardeşim, hem fiilen, hem hukuken bu gelirin tasarrufa ayrılabilecek kısmı yoktur. Peki, bu ne demektir? Hadi asgari ücret de olsa, vergi vatandaşlık ödevi diyelim. Tasarruf ettirmek neci oluyor. Bu ANGARYADIR. Yani, asgari ücretten yapılan tasarruf kesintisi oranında kişilere angarya yüklenmektedir. Anayasaya bakarsanız (18. madde), “angarya yasaktır” ve zorla çalıştırma yasağının aksine, istisnası dahi öngörülmemiştir, ardına “Ancak” diye başlayan bir paragraf eklenmemiştir.
Kamu Yararı
Kamu yararı dediğin, ucu açık kavram. Otur, canın çektiği gibi tanımla. Hukuki değerlendirmelere esas olacak kamu yararı kavramı ancak, millet iradesine dayalı yasama faaliyetlerinde somutlaşan ifadesiyle anlamlandırılabilecektir.
Malum, azgelişmişliğin sürekliliğinde, vahşi kapitalist düzenimiz ve meşhur küreselleşme sürecimiz hükümrandır. Şimdi canım uzun uzun anlatmak istemiyor. Gidin 4046 sayılı Yasanın gerekçesine bakın, şu KİT’lerin özelleştirilmesi için yasal zemin oluşturma çabaları sırasında edilen lafları gazete ve dergilerden takip edin. Sonucu odur ki, özelleştirme ve teşebbüs hürriyeti mübarektir. Gerçi baştan beri söylüyoruz, bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler paydaşlar, vatandaşı sıkı tutunuz.
(Haydi, şimdi kendimizi paydaş gibi görelim. Ben tasarruf etmiyom kardeşim, paramın hepsini yiyecem yahu. Veya yastığımın altına koyup, her gece sayacam veya bakıp bakıp şiir okuyacam. Size ne ulen. Müsaade edin, biraz da biz geçelim, yapalım. Döviz alalım, repo edelim, borsada spekülatörlerin kâğıtlarına yatıralım.)
Yani zorunlu tasarruf, yasama faaliyetleriyle somutlaşan kamu yararına da aykırıdır.
Sonuç
Sonuçta kısaca ifade etmek gerekirse, zorunlu tasarruf sistemleri; kapsamındaki vatandaşların mülkiyet hakkını, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak şekilde ve kamu yararına aykırı olarak sınırlandırır. Anayasanın bir sürü maddesine aykırıdır.
Anayasa yargımızın usul hükümlerinde kanunların iptalini isteme hakkı çok sınırlı tutulmuştur. Cumhurbaşkanı, meclisteki iktidar parti gurubu veya gurupları, ana muhalefet parti gurubu ve belli sayıda milletvekili. Eğer bir kanun bu sayılanlar tarafından Anayasa Mahkemesinde iptal davasına konu edilmezse geriye tek yol kalıyor. Diğer yargı yerlerinin bakmakta oldukları davalarda uygulanacak yasa hükümlerini Anayasaya aykırı bulup veya aykırılık iddiasını ciddi bulup, itirazen Anayasa Mahkemesine başvurmaları.
Zorunlu tasarruf sistemlerimize ilişkin kanunlar Anayasa Mahkemesinde iptal davasına konu edilmemiş, yargı yerlerince itirazen başvuru yolu yeterince işletilememiş, Anayasa Mahkemesi de itirazen yapılan başvurularda bu yolu daraltıcı biçimde yorumlamıştır. Nihayet, zaten kendinden beklenen misyonlarını ifa eden zorunlu tasarruf sistemlerimiz, yine yasama yoluyla ilga edilmiştir.
Son söz olarak; Anayasa, Babayasa bütün ahkam-ı beşer şaşar; bu devlet, mihrabım diyerek sana bir tasarruf hesabı daha açar diyelim (aslında merkebim diyene semer vuran çok olur desem mi diye de düşündüm) ve artık bu konuyu bitirelim.
“Eski zamanlarda bir kadın yaşamıştı. Saçları simsiyah ve kıvır kıvırdı. Bir gün öldü, gömdüler. Eski kadın çok güzel bir kadındı. Aradan uzun zaman geçti, mezarı kaybolmuş, ben de unutmuşum. Bana, erişilmez dağlardaki kır çiçeklerinin özlemleri zordur, demişti”
ZORUNLU TASARRUF KONULU DİĞER YAZILAR



