İdarenin Keyfiliklerine Karşı Yargı Denetiminin Önemi
By Gökhan CANDOĞAN - Pts Şub 02, 11:16 am

Ankara 5.İdare Mahkemesinden Kınama Cezasının İptaline Dair Bir Karar Daha; İdarenin Keyfiliklerine Karşı Yargı Denetiminin Önemi Üzerine..
Devlet Memuru statüsünde 657 sayılı yasaya tabi olarak görev yapan kamu görevlilerine verilen uyarma/kınama cezalarına karşı yargı yolunun kapatılması, 12 Eylül Anayasası’nın özgürlüklere yönelik kıskaçlarından sadece birisidir
Özellikle son/mevcut iktidar döneminde, kadrolaşma çabaları AB Raporlarına girecek boyuta gelmiş olup[1],
yargı yolunun kapalı olması sebebiyle, istenilmeyen personele ardı ardına bir kaç uyarma/kınama cezası vererek, akabinde daha büyük bir ceza ile kariyer imkanını ortadan kaldırmak sıradan bir uygulama haline gelmiştir.
Bu konuda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) Erhan Karaçay tarafından/adına 13 Ocak 2003 tarihinde yapılan Başvuru üzerine (Başvuru No: 6615/03) verilen 6 Mart 2007 tarihli karar ile, bu cezalara karşı yargı yolunun kapalı tutulmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHM) 13 üncü maddesinin ihlali anlamına geldiği açıkça ortaya konulmuştur. (1- Karaçay/Türkiye kararı)
Esasından bu karar öncesinde dahi, iç hukukta, böylesi bir düzenlemenin gerek Anayasamıza gerekse imzaladığımız uluslararası sözleşlemeler aykırı olduğunu ortaya koyan yargı kararları olmuştur. Bu konuda öncü kimliğe sahip Ankara 5.İdare Mahkemesi, 2003/1796 E. 2004/1212 K. sayılı 29.06.2004 tarihli, oldukça doyurucu bir gerekçe ile verdiği kararla, bu cezalara karşı yargı yolunun kapalı olmasının kabul edilemez bir düzenleme olması sebebiyle, iç hukuk kuralları yerine Birleşmiş Milletler Siyasi ve Medeni haklar Uluslararası Sözleşmesi’nin “adil yargılanma hakkı” başlıklı 14.maddesine dayanarak cezanın iptaline karar vermiştir.
Her ne kadar bu karar Danıştay tarafından bozulmuş olsa dahi, açıkça Anayasaya aykırı bir düzenlemeyi tartışılır hale getirmesi ve AİHM kararı öncesinde, benzeri bir yaklaşımla işin esasına yönelen böylesi bir kararın verilebilmesi idari yargının varlık sebebini bir kez daha anlaşılır kılmıştır.
Ne yazık ki, AİHM’in Karaçay/Türkiye kararına rağmen, Anayasa Mahkemesi, 2002/169 E. 2007/88 K. sayılı dosyada oyçokluğuyla verdiği 27.11.2007 tarihli kararı ile, uyarma/kınama cezalarına ilişkin mevcut yaklaşımın bile gerisine düşen bir gerekçe ile, bu cezalara yargı yolunu kapatan 657 sayılı yasa hükümlerine karşı yapılan Anayasaya aykırılık itirazını reddetmiştir. (2, Anayasa Mahkemesi kararı)
Anayasa Mahkemesine göre, bu cezalara karşı yasa yolu ile yargı yolunun açılması mümkün değildir, çünkü Anayasanın 129.maddesi ile bu cezaların yargı denetimi dışı bırakılması iradesi ortaya konulmuştur. Bu karara kadar, pek çok idari yargı kararı ile, Anayasanın yasa koyucuya takdir hakkı tanıdığı, dilenirse yargı yolunun kapatan yasa hükmünün değiştirilmesiyle bu cezalara karşı yargı yolunun açılabileceği ifade edilmiştir.
Pek çok kararda “özgürlük” kavramına atıf olan görüşleri/karşı oyları yer alan Başkan Haşim Kılıç başta olmak üzere, Sacit Adalı, Ahmet Akyalçın, Serdar Özgüldür ve Serruh Kaleli’nin onayı (Mehmet Erten ve A.Necmi Özler değişik gerekçeyle karara katılmışlar; Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Mustafa YILDIRIM, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ ise karşı oy kullanmışlardır) ile oluşan bu karar, ne yazık ki, daha verildiği anda geçersizliğe mahkum bir karardır.
Karşı oy yazan Yargıç Zehra Ayla Perktaş’ın açıkça Karaçay/Türkiye kararına atıf yapmasına rağmen verilen bu karar nedeniyle AİHM’e yapılacak her başvuruda Türkiye mahkum olacak ve tazminat ödemekle yükümlü kılınacaktır. Böylesi çağ dışı, idarenin keyfiliği dışında bir amaca hizmet etmeyen, çalışanlar ile yargı arasında gereksiz bir gerilime neden olan hükümde ısrar etmenin sebep ve anlamı tarafımızca anlaşılamasa da, ülkede kimin/ne kadar özgürlükçü olduğunun gerçek test noktalarından birisi haline geldiği açıktır.
Tam da bu anda, Ankara 5.İdare Mahkemesi 05.11.2008 tarihli yeni bir kararıyla, savunma hakkı çiğnenerek verilen bir kınama cezasına karşı açılan davada verdiği iptal hükmü ile, yargı denetiminin yöntem ve önemi konusunda insanın içini ısıtan bir yaklaşım sergilemiştir. (3, Ankara 5.İdare Mahkemesi kararı)
Mahkeme, her ne kadar bu cezaya karşı yargı yolu kapatılmış olsa da, yine Anayasa ve Uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınmış “savunma hakkı” na uyulmaksızın ceza verilmesinin kabul edilemeyeceği gerekçesiyle verdiği karar ile idarenin keyfiliklerini denetlemenin istenildiği taktirde mümkün olduğunu ortaya koymuştur.
İyi haberlerle iyi bir hafta dileğiyle…(12 Şubat 2009)
[1] 5 Kasım 2008 tarihinde açıklanan Avrupa Birliği 2008 Türkiye İlerleme Raporu’nda, hükümete getirilen eleştirilerden birisi yolsuzlukların yaygınlığı iken, bir diğeri de, özellikle üst düzey atamaların siyasileştirilmesinden duyulan kaygıdır.



