ISSIZ İNSANLAR…

By Nesrin SEVİMLİ - Sal Kas 18, 3:27 pm

Çağan Irmak’ın filminin adı; “ISSIZ ADAM”…

Herkes bir şey söyledi bu filmle ilgili… Yapmış yine yapacağını Çağan Irmak diyen de vardı… Erkekleri iğrenç göstermiş, dövmüş diyen de… Kadın filmi diyenler ise çoğunluktaydı tabii ki…

Duygusal ve romantizm içeren filmleri hep kadınlar sever ya hani! Erkeklerde çok etkilenirler böyle filmlerden ama nedense bunu itiraf edeni çok azdır…

Erkek egemen toplum öğretisi, erkek adam tanımlaması sınırları koyuverir ve bu güzel yaşamından içinden kareleri kadınların zenginliğine bırakıverirler… İyi de yaparlar bence! Ne diyeyim yani dertlerine yansınlar!

Ama ben önce müziklerini sevdim bu filmi seyretmeden… Filmi izleyen arkadaşlarımın önerisiyle keşfettim; İnsanın içine işleyen Fransız müziklerinin üzerine etkili Türkçe sözlerin yazıldığı 70’lerin şarkılarını…

Ayla Dikmen’le “Anlamazdım”…

Nil Burak’la“Yalnızım ben”…

Müzikler tamamdı… Sırada film vardı… İzledim… En çok müzikleri etkiledi yine beni… O müziklerle bütünleşti film bende… Çıktığımda gözlerimde birkaç damla yaş ve dilimde “Anlamazsın” şarkısı…

Herkesin farklı karelerinde kendinden bir şey bulup sevebileceği bir film… Ya da içinde var olanları açığa çıkarmamak, sorgulamamak için toptan redde bileceği bir film… “Ya sev ya terk et” misali yani…

Bu film biraz kafa karıştırıyor açıkçası…

Daha çok özgür ruhlulara, sorgulayanlara sesleniyor…

Sorguluyor… Sorgulatıyor…

Birini sevdiğimizde hep ikilem yaşamaz mıyız? Sevdiğimizle birlikte olmayı bir o kadar çok isterken özgürlüğümüzün de kısıtlanabileceği endişesi oturmaz mı yüreğimize…

Sevdiğimiz yüreğimizde, yaşamımızda daha fazla yer işgal etmeye başladığında sıkışmaya, daralmaya başlamaz mıyız?

Geride bıraktıklarımızla yaşadıklarımız, gelecekte yaşayabileceğimizi hissettiklerimiz mengene gibi sarıvermez mi bizi… Sırf bu yüzden anlarımızı acımasızca zehir etmez miyiz kendimize, sevdiğimize…

Özgürlüğümüzü, gücümüzü hissetmek için uydurmaya, dönüştürmeye çalışmaz mıyız sevdiğimizi!

Kontrolümüzde olursa her şey, bizim istediğimiz gibi olursa daha az korkmaz mıyız ilişkilerden!

Aşk özgürlüğü kısıtlar mı? Özgürlüğümüzün sonu mu biriyle birlikte olmak! Aşka teslim olmak iç hesaplaşmalarımızı bitirdiğimiz yerde mi başlar! Yoksa direnmekten vazgeçiş midir bu teslimiyet!

Direnmek bırakıp gitmek midir? Korkularımız mı sonu hazırlar!

Seçimlerimiz, iç korkularımız mutluluğumuzun önüne set çekmez mi?

Yaşamımızdaki şekilcilikler, sınıflandırmalar, olmazsa olmaz dediklerimiz sadece aşka, sevgiye değil bir çok güzelliğe de teğet geçmemize neden olmuyor mu?

Bencilliklerimiz, egomuz sevdiklerimizi kırıp dökmüyor mu?

Yaşam keşmekeşinde durup nefes almadan yürümüyor muyuz çoğu kez bildik yöntemlerimizle…

Ve en çok bildiklerimize sarılmıyor muyuz en çok korktuğumuzda…

Ya bizim için tanımsız olanlarla karşılaştığımızda öfke krizlerine kapılmıyor muyuz kendimizi haklı çıkarmak için!

Egomuzun kırgınlığını kırık dökük genel geçerlerle onarmıyor muyuz çoğunlukla!

Kelimelerin yetersiz kaldığını yaşam sahnesinde oynarken hissedince hemen yıllardır giydiğimiz elbisemize sığınmıyor muyuz koşarak can havliyle…

Niye bırakamaz insan kendini yaşama!

Niye yaşamı seyreder tribünden! Futbol oynayıp yara bere içinde kalıp o coşkuyu yaşamak varken…
Niye… Niye…

Etrafımızda ne kadar çok ıssız kalmış insan var farkında mısınız?

Sorgulamayan, canı yanmasın diye kalıplara, şekillere sığınan ıssız insanlar!

Şöyle bir kafanızı çevirin hemen yanı başınızdadır belki bir ya da birkaç tanesi…

“Issız Adam” ben de ıssız insanlara dönüştü…

Belki ben de ıssız insanım kim bilir..

İzleyin isterim bu filmi… Müziklerini içinizde duyumsayın… Ve çıkışta şöyle bir gerilere, geride bıraktıklarınıza bakın… Sonra da sımsıkı sarılın yanınızdakine…

Ha bu arada yüreğiniz yetiyorsa, korkmuyorsanız sevgilinizle, karınızla, kocanızla izleyin!

En ufak bir rahatsızlığınız olacaksa, sorgulamalardan korkacaksınız eğer yalnızlığı tercih edin!

Ya da özellikle onlarla izleyin! Kim bilir belki de bu minik test herkese daha iyi geliverir… Korkmadan yaşamayı, yaşamın içinde olmayı başarırsınız belki de…

“Anlamazsın” şarkısı eşliğinde anlayarak yürürsünüz el ele sinema çıkışında… Daha güçlü, daha sıcak, daha sahip çıkarak…

Nietzsche’nin aşağıdaki şiirini aklınızda tutarak… Issızlıktan sıyrılarak…

Bol şanslar…

ANLADIM

Öyle bir hayat yaşıyorum ki ,

Cenneti de gördüm, cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki

Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de

Bazıları seyrederken hayati en önden

Kendime bir sahne buldum oynadım

Öyle bir rol vermişler ki

Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde

Hem kızdım hem güldüm halime

Sonra dedim ki “söz ver kendine”

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin

Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin

Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman

Hep acele etmem bundandı

Anladım…

Nietzsche

Cevap bırak.