SANAL PRENSES

By Suat ACAR - Sal Kas 11, 11:48 pm

 

Heyecanla bilgisayarının başına geçti ve birkaç adımda internete bağlanarak, düşlerini gerçekleştirdiği sınırsız sanal dünyanın kapısından içeri girdi.

Etrafta, gerçek dünyaya ait çok gürültü olmasını istemediğinden, yalnız yaşadığı evinden, haftanın bazı günleri internete bağlanıyor ve gitgide sanal dünyanın köşe bucakları hakkında bilgisini artırıyordu.

Paralı üyelik gerektiren çöpçatan sitelerden birine üye olmuş, işin raconuna uygun olarak dost arayışlarına girişmiş ve nihayet geçen hafta, uzaktaki bir bayandan ümit taşıyan olumlu bir mesaj almıştı.

“Yaklaşımınız hoştu. Umarım iyi arkadaş oluruz” diye bir mesaj almıştı rumuz ASU’dan.

Kelimelerin ardında zorlu bir anlam mücadelesi verdikten ve bayan ASU’nun profilindeki bilgileri tekrar gözden geçirdikten sonra duruma en uygun cümlelerle cevap yazdı;

“Yazdıklarımı değerlendirdiğiniz ve bana cevap yazdığınız için teşekkür ediyorum….

Gri renkli gökyüzümüzün altında yaşadığımız ve gün geçtikçe daha da karmaşıklaşan bunaltıcı dünyamızın dışında bir dünya tasarlayanların sığındığı bu sanal adreste buluşmak ne güzel….

Umarım daha sık ve daha yakın iletişimimiz olur..Her iki taraf istedikten sonra olur…..Sizin de bu konuda atığınız ilk adımdan dolayı sizi kutluyorum…”

Daha bir umutla ve süreci belli olmayan bir haberin beklentisini dağarcığına yükleyerek kapattı bilgisayarını ve gerçek dünyaya sessizce daldı.

Okuduğu kitaplardan, gezdiği yerlerden kaptığı şeylerin bir gün kendisine bu kadar lazım olacağını tahmin edemediği düşüncesini geçirdi içinden. Hayat hep kazanımlarla geçmeliydi yoksa ihtiyarladığında pişmanlıkların fayda getirmeyeceğini iyi biliyordu.

Üç vakit sonra beklediği mesaj gelmişti…

Beklenen mesajını da yazdı.

Bildik hülyalarla aktı günler.

Sanal Prenses’in olduğu memlekete uçak bileti kesildi. Bulutlara anlatıldı gizli ama gizemli sevda.

İyi de şimdi gerçekle yüzleşecek, hayaller elbiselerini kuşanacak, muammalar taşıyarak karşısına dikilecekti.
Alnına yazılan yazgıya katlanmayı, bahtına güvenmeyi göze aldı da gitti.

Kem gözlerin en az dolaştığı, insanı daraltan bir pastane seçildi buluşma yeri için. O ismi hiç unutmayacaktı. Hayallerle başlayan bir serüvenin terminalinde bedeniyle oturuyordu elinde kırmızı kaplı şiir kitabıyla HAYAL pastanesinde.

Peşinde koştuğu hayallerinin kendisini sürüklediği adresi tekrar anlattı kendi kendine; soğuk, boğuk,uzak ve yabancı bir dünya. Yaşadığı dünya yaşamına renk katsın diye sanal bir Prenses’e gönül vermiş, kendisi de beyaz bir attan yoksun Prens oluvermişti. Hayallerinin peşinden gitmek dışında bir seçeneği kalmamıştı gerçekten.

Yüzünü beğendiği ama kişiliğine aşık olduğu kadınları düşündü nedense. Hiç bu kadar canı sıkılmamıştı bir kadını beklerken. Kadının geç gelmesi değildi canını sıkan. Gelenin, hayatının neresine yerleşeceği kaygısıydı içini ekşiten. Ama bunca yoldan sonra geri dönmek olmazdı. Sağduyusuyla durum tahlili yaptığı sırada, “O” girdi karşısındaki tahta pervazlı kapıdan.

Ayağa kalkıp selamladı, tarifsiz duygular ve ilk buluşmalarda olması gereken formalitelerin yaşanmasından sonra sessizce, ayaklarının altındaki sandalyelere yerleştiler.

Yaşamlarında yaşadıkları bir buluşmaya şeklen benzese de bu seferki buluşmada adını koyamadıkları yabancı bir soğukluk gezindi masada. Yüzlerinde karşılıklı, meraktan kaynaklanan şaşkınlığın yerini, onları buraya getiren yazgının bilinmezliğinin endişesi belirdi.

Belki ne hayaller gerçeğe dönüşecekti bu uzak diyardaki pastanede ne de sevgiyle kenetlenecekti iki farklı bedenin kor gibi yanan meşalesi haline gelen eller.

Birbirine anlatamadıkları ama ruhlarının karanlığında kelime ordusuyla, beyinlerinin derinliklerine akına geçen cümlelerin burukluğuyla, farklı renkte hülyalara daldılar ansızın.

Yanlarında beliren garsona sipariş verirlerken göz göze geldiler ve sessizliği, erkeğin ağzından dökülen, basitçe planlanmış cümleler bozdu;

“Buraya sadece merakımı yenmek uğruna geldiğime inanamıyorum”

“Beni de bu merakın dayanılmaz gücü sürükledi, ama nerede olduğumu bilmiyorum” dedi bayan.

Bir anda, dört köşe bir ekranın soğukluğunda görmeye alışkın olduğu donuklaşmış resmin gerçek sahibini, gerçek hayatta görmenin sevinci kapladı erkeğin içini; sesini herhangi bir nesnenin aracılığıyla değil bizzat duymaktan dolayı içsel bir sevinç duyumsayarak ve yaşanan bu şeyin tam bir gerçek olduğunu bir kez daha sağduyusuna kabul ettirerek sözlerini, yumuşatarak çıkardı ağzından;

“Ekranda görünenden daha güzel gördüm seni. Demek görüntüler aldatıcı. Hayatsa hepten tüm hayal kırıklıklarımın kaynağı. Ama bir kez daha hayallerimin beni yanıltmasını istemem”

Cümlelerin akacağı yolun, bu iletişimin de rotası olduğunu bilerek devam ettirdi sözlerini erkek;

“O yüzden…”

Bundan sonra erkeğin ağzından çıkacak kelimeler, genç kızın fermanı niteliğindeydi adeta. O yüzden genç kızın yüreği yerinden fırlayacak gibi oldu. Yarım kalmış ve şimdi karşısındaki erkeğin ağzından tamamlanacak cümlenin sonu, hayatının, talihinin seyrini belirleyecekti. Son şans diledi Tanrıdan ve umutla baktı Prensinin ağzına…

“O yüzden bu hayat yolculuğunu, sanal prensesimin gerçek varlığı ile sürdürmek istiyorum” diye tamamlandı cümle.

Erkeğin bu içten konuşmasına, şimdiye kadar hayatının her adımında yanında taşıdığı gözleri, yüreği, elleri, gerçeği söyleyen dili ve tüm bedeni şahitlik yaptı.

Prensinin ağzından çıkan bu dilek, Sanal Prenses için, gerçek bir sarayda kraliçe olmaktan daha heyecan verici ve daha istençli bir gerçekti. O anı, O da, geçmişinin-bugününün ve geleceğinin kısacası tüm hayatının dönüm noktası olarak kabul etti.

Sanal Prensesi’ni gönül evinde ömür boyu ağırlamak kararlığını gösteren kahramanımızın güvenli elçisi elleri, kendisini umutla beklemiş Prenses’inin ellerine kavuştu ve sözbirliği etmişçesine dudaklarından aynı sözcük döküldü;

“Seni Seviyorum…”

Her fani varlığın, bilmecelerle dolu yaşam kapılarından geçmek ve ebediyete erişmek için kullanması gerekli en basit anahtarın bu iki kelimede olduğuna şaşarak ama bu iki kelimenin ardındaki sırrı düşünmeden, gözleriyle karşılıklı olarak aşklarını tasdik ettiler ve aşk parıltısını yüreklerine indirmek için sustular.

Bedenlerini tanımalarından önce ruhlarını tanımışlardı ama şimdi bu sır dolu karşılaşmanın tamamlanması gerekliydi; Sanal alemde başlayıp gerçeğe taşınan tanışmanın, bir bütün olarak karşılıklı tanımaya ve bütün halinde bunun ortak çatı altında ebedi bir mutluluğa dönüşmesinin önündeki engellerin bir bir aşılmasına gerek vardı ama o,hemen çözülecek bir şey değildi.

Rotası belli olmayan bir geminin varacağı sahilden beklentisi neyse, hedefsiz bir ilişkinin de vuracağı karada, muhtemel bir aşkın can vermesi olasılığını sağduyusuna kabul ettiren Prens, umut ve beklenti ışığında yeni bir sürecin adımlarını Prenses’i ile beraber atmaya koyulduğunda, yıldızlar, gökte, yeni bir aşkın sırrını sessizce anlattılar birbirine.

İki yeni aşığa gök ehli göz kırptı bir bir.

Onları bir araya getiren sihrin perdesi açılıverdi ve sadece Onlar görebildi gerçekleri…

Gök yere değecekmiş gibi geldi Prens’e.

Prenses de başı göğe erecek sandı birden.

Geldikleri yeri kimseye söylemediler.

Gerçeğe uyandıklarında zaten hafızalarından silinecekti bu sırlı yolculuğun ana hatları.

Öyle bir ışık seli, öyle bir parıltılı muamma ve öyle bir hayal alemi ummadıkları halde hepsini bu ıssız hayalde buldular aşkın kapıları tek tek açıldığında.

Kim bilir, ruhlarının, bilinenin uzağında yaptığı yolculukları, sıradan bir sanal alemin tuşları arasındaki soğuk gezintilere tercih etmelerinde gerçeküstü bir neden, tarife sığmayan bir zevk vardır.

Sizden uzaktaki gerçekliğimde, bu paragrafları oluşturan kelimelerdekilerden öte bir heyecanı yaşatan başka bir duygunun varlığını bilsem tüm bunları yazar mıydım sanıyorsunuz?

Cevap bırak.