Şekerde Neler Oluyor
By Gökhan CANDOĞAN - Pts Eki 13, 10:46 am

NBŞ Lobisinin Baskıları, Yasal/Meşru Olmayan Yollarla Desteklenen Bir Uluslararası Firma, Danıştay 13.Dairesinin Kota Kararları;
Pancardan şeker üreten ülkeler arasında AB ve ABD’den sonra 3 üncü, pancar ve kamış şekeri üreten ülkeler arasında da 13 üncü sırada olan Türkiye için, pancar şekeri sektörü 500 bine yakın çiftçiye, şeker fabrikalarında çalışan 20 bin işçiye istihdam ve 2 milyon yurttaşa geçim kaynağı sağlayarak ülke ekonomisi açısından önemini ortaya koymaktadır.
Şeker üretimi sektörü, gelişmiş ülkeler dahil, tüm dünyada, ekonomik ve sosyal boyutları olan bir üretim alanı olarak kabul edilmekte ve sektörün sürdürülebilirliği ve büyüyebilmesi açısından ülke yararı doğrultusunda belirlenen politikalar tavizsiz bir şekilde uygulanmaktadır.
Şeker üretiminin asli yolu, şeker pancarından üretilen şeker (sakaroz kökenli şeker) olmakla birlikte bunun yanında nişasta bazlı (mısırdan üretilen şeker) şeker üretimi de mevcuttur.
Bu ayrımın temelinde, 4634 sayılı Şeker Yasası 1.maddesinde belirtilen, amaç doğrultusunda, ülke kaynaklarının durumu yatmaktadır. (Madde 1: Bu kanunun amacı, yurt içi talebin yurt içi üretimle karşılanmasına ve gerektiğinde ihtaracata yönelik olarak Türkiye’de şeker rejimini, şeker üretimindeki usul ve esaslar ile fiyatlandırma, pazarlama şart ve yöntemlerini düzenlemektir.)
Avrupa Birliği en önemli pancar şekeri üreticilerinden birisi olup, nişasta bazlı şeker üretimi için toplam üretimin %2’si oranında bir kota sınırlandırması getirerek AB pancar şekeri üretimini korumaya çalışmaktadır.
Ülkemizde, pancardan şeker üretiminde tamamıyla ülke kaynakları kullanılırken, nişasta bazlı şeker üretiminde kullanılan mısırın bir kısmı ülke içi kaynaklardan bir kismı ise ithalat yoluyla yurt dışından sağlanmaktadır. (Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlunun indirimli gümrük vergilerinin geçerli olduğu dönemde yaptığı ve ciddi gelir elde ettiği mısır ithalatı kaynaklı tartışmalar kamuoyunun hafızasındadır. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=190869)
Sonuçta, şunları söylemek mümkündür;
· Pancardan şeker üreten ülkeler arasında ön sıralarda yer alan Türkiye, 4634 sayılı yasanın asli amacı yurt içi ihtiyacın yurt içi kaynaklardan karşılanması olmasına karşın, pancardan şeker üretimi kapasitesinin 1/3’ünü (üçte birini) kullanamamakta,
· Buna karşın yerli üretimin yeterli olmaması nedeniyle ithal edilen mısıra dayalı nişasta bazlı şeker üretimi sürekli olarak artmakta,
· Uzman kuruluş olarak Şeker Kurumu’nun %10 olarak belirlediği nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretimi kotası, Bakanlar Kurulu kararları ile sürekli olarak %50 oranında arttırılmakta ve AB bünyesinde % 2 olan NBŞ üretim kotası, ülkemizde AB’nin beş altı katı yüksek bir seviyede bulunmaktadır.
Ülkemizde nişasta bazlı şeker (NBŞ) üretimi toplam beş şirket tarafından yapılmaktadır. Bunlar;
a. Amlyum Nişasta San.AŞ.
b. Cargill Tarım San.AŞ.
c. PNS Pendik Nişasta San.AŞ.
d. Sunar Mısır San.AŞ.
e. Tat Nişasta San.AŞ. dir.
Bu firmalardan Amlyum Nişasta şirketi Belçika kökenli bir şirket iken Cargill Amerikan şirketidir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ticari ilişkisini iki-üç yıl öncesine kadar sürdürdüğü Ülker Grubu ile Cargill firmasının ortak olduğu Pendik Nişasta yanında diğer iki türk firması da sektörde faaliyet yürütmektedir.
Piyasa yapısı içinde bakıldığında, NBŞ sektöründe Cargill firmasının pazarda hakim durumda olduğu (%60’a varan Pazar payı) Amlyum firmasının ise %15 civarında bir Pazar payına sahip olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, NBŞ kotalarının yarısından fazlası tek bir firmaya (Cargill) aittir.
Amerika kökenli ve dünya NBŞ üretiminin kartelleşmiş firmalarından birisi olan Cargill, 1998 yılında İznik Gölü’ne yakın bir mevkide tesislerini oluşturmaya başlamıştır. 1.sınıf tarım arazisi olan bu alana sanayi tesisi kurulmasının yerinde olmadığını düşünen kurumların açtıkları davalar sonunda, Bursa 2. İdare Mahkemesi, 8 Temmuz 1998′de Cargill Fabrikası’na yapı ruhsatı verilmesi kararının yürütmesini durdurmuştur.
Ancak, bu ve 12 Ocak 1999 tarihli yürütmenin durdurulması kararları idare tarafından uygulanmamış, Cargill Fabrikası’nın inşaatı yıllar içinde tamamlanmıştır.
Son olarak, Bursa 2. İdare Mahkemesi de 8 Kasım 2004′te Bursa Valiliği’nin verdiği yapı ruhsatı hakkında “iptal” kararı vermiştir. Sonrasında, tesis, mahkeme kararları gözardı edilerek, kişiye özel yasalar kapsamındaki bir yasal düzenlemeye dayalı olarak sanayi bölgesi ilan edilmiştir. Buradan çıkan sonuçlar;
· NBŞ kotasının önemli bir kısmına sahip olan firma, yıllarca, idari yargı kararları aleyhine, suç işlenerek uygulanmayan kararlara rağmen, kurulmuş ve faaliyet yürütmüştür.
· NBŞ kotası, Türkiye hukuk sistemini etkisiz kılan firmanın üretim yapmasına imkan vermek için arttırılmaktadır.
· 2 milyon yurttaşı ilgilendiren pancardan şeker üretimi, 190 kişiyi istihdam eden ve mahkeme kararlarına rağmen faaliyet yürüten bir firmanın ödüllendirilmesi anlamına gelen işlemler sonucunda, daraltılmaktadır.
Ülke şeker sektörü, üreticilerin/yurttaşların aleyhine bir sürece doğru ilerlemektedir. Bu süreç, Şeker Kurumu’nun kurumsal varlığının 31.12.2004 tarihi itibariyle sona erdirilmesi girişimi ile başlamış, hukuka aykırı NBŞ kotası arttırımı kararları ile devam etmiş olup özelleştirme girişimleri ile de tamamlanmak istenmektedir.
Bu sürece karşı yasal/meşru bir mücadele yürüten Şeker iş Sendikası adına bir dizi dava ile hukuka/kamu yararına aykırı kararların durdurulmasına çalışılmaktadır. Bu çerçevede, NBŞ kotalarının arttırılmasına dair Bakanlar Kurulu kararlarının iptali istemiyle davalar açılmış olup, bu davalar sonucunda 2005-2006, 2006-2007 pazarlama yılı kota arttırımı kararlarının hukuka aykırılığı Danıştay kararları ile ortaya konulmuştur. (Kamuoyunu yakından ilgilendiren bu kararların metinleri yazımız ekinde bulunmaktadır.)
Son günlerde yaşanmaya başlayan uluslararası kriz, tekerleme halinde “tanrının emri” formunda sunulan liberal “yasaların” akıl ve vicdan dışı yapısını bir kez daha ortaya koymuştur. Sosyal devlet uygulamalarının ihtiyaç sahibi/yoksul kesimi destekleyen politikalarının acımasızca eleştirenler, bir avuç, lükse boğulmuş CEO’ların yönetimindeki finansal kurumların akıl dışı karar/uygulamaları sonucunda oluşan akıl almaz zararları devletlerin finanse etmesine seyirci kalmaktadırlar. Finansal piyasaları “kurtarmak” için harcanan para, dünyadaki tüm yoksulluğu yenmek, açlıktan ölümlerin önüne geçmek, en az altı milyarlık bir dünya nüfusunu insana uygun koşullarda yaşatmak için gereken paranın çok çok daha üstündedir. Bir kez daha geçerli sistemin akıl ve ahlak dışılığı gözler önüne serilmiştir.
Bu gelişmelerin şeker sektörünün ülke ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmesine katkıda bulunması umudu/beklentisiyle…



