Girişimcilik ve Kurumsallaşma
By Ramazan AKTAŞ - Paz Tem 27, 7:10 am

Günümüzde, sosyal ve iktisadi gelişmelerin arkasında girişimciliğin olduğu konusunda çok büyük bir görüş birliği vardır. Girişimcilik konusunda yapılan çalışmalar, her toplumun girişimcilik gücünü aynı etkinlik düzeyinde kullanamadığını göstermektedir.
Kişilerin girişimci özelliklere sahip olup olmaması, girişim kabiliyeti göstermesi birçok faktöre bağlıdır. Bu faktörler, kişilerin yaşadıkları ortamdan (çevre, toplum ve hatta ülke), içinde bulundukları aileye ve aldıkları eğitime varıncaya kadar birçok faktöre bağlı olarak şekillenmektedir. Çevresel faktörler ve alınan eğitim, kişilerin girişimci özelliklerini etkileyebileceği gibi, kişisel özellikler de girişim düzeyini etkilemektedir. Benzer koşullarda yaşamakta olan insanların bazıları daha bağımsız, cesur, risk alıcı, kararlı, çok yönlü, iş bitirici, kendine güveni yüksek, esnek, yaratıcı, vizyon sahibi, yeniliklere açık ve bireyselci özellik taşımaktadır ve bu da onları yeni girişime daha yatkın hale getirmektedir.
Türk insanı yukarıda belirtilen girişimcilik özelliklerini taşımakla beraber yeni girişimlerin ortaya çıkmasında daha başka faktörler de etkili olmaktadır. Bu konuda OECD tarafından yapılan aşağıda sonuçları belirtilen çalışma ülkemizin girişimcilik açısından durumunu kıyaslamalı olarak ortaya koymaktadır. OECD’nin 2001 yılında üye ülkelerdeki gelişmeyi değerlendirmek amacıyla hazırladığı “OECD Growth Study” çalışmasında, ülkelerin mikroekonomik düzeydeki gelişimleri girişimcilik, bilgi ve iletişim teknolojisi, insan sermayesi ve yenilik kriterlerine göre incelenmekte ve aşağıda bu kriterlerden birisi olan girişimcilik açısından ülkemizin durumu Tablo 1’de belirtilen ülkelerle mukayese edilmektedir:
Tablo 1 : Kıyaslanan Ülkeler

Şekil 1:

O” üzerindeki bütün göstergeler eksik veridir.
Yukarıdaki Şekil 1’den de görüleceği üzere ülkemizin girişimcilik açısından önemli boyutlar olan girişimcilik için uygun iş ortamı, iş piyasası regülasyonu, krediler ve garantiler, servet ve miras vergileri, risk sermayesi, sermaye piyasaları, yeni iş kuranlar için idari düzenlemeler, inkübatörler ve lisans, vergi gibi kriterlerin her birisi açısından önemli eksiklikleri olduğu dikkati çekmektedir. Tüm bu olumsuzluklara rağmen ülkemizin dinamik girişimcileri yatırımlarına da devam etmektedir. Bu şartlarda ortaya çıkan işletmelerin ömrünün çok az olması ve genellikle aile işletmesi olarak kurulan bu işletmelerin 2 ya da 3’ncü kuşağa geçme oranının % 20-30 arasında bulunması karşımıza bir diğer olumsuz tablo olarak ortaya çıkmaktadır. Bu sorun girişimcilerin belli bir aşamadan sonra profesyonel yöneticilere yönetim işlevini devretmemesinden ve kurumsallaşmayı ihmal etmesinden kaynaklanmaktadır. Halbuki, KOBİ’lerin küresel rekabete karşı koyabilmesi için her şeyden önce yöneticilik ile girişimciliğin birbirinden ayrılması gerekmektedir. Bu konuda KOBİ’lere yönelik eğitim, bilgilendirme ve danışmanlık faaliyetlerine öncelik verilmelidir. Bu amaçla, KOBİ’lere yönetim ve örgütlenme konusunda destek verecek danışmanlık sistemi oluşturulmalıdır. KOBİ’lere özgü Kurumsal Yönetim İlkelerini uygulamanın sağlayacağı yararlar konusunda KOBİ’lere eğitim, bilgilendirme ve danışmanlık hizmeti verilmeli ve aile işletmeciliği anlayışını benimseyen KOBİ’lere etkin aile işletmeciliğine yönelik modern bilgiler aktarılmalıdır. Bu noktada KOBİ’leri profesyonel yönetim ve kurumsallaşmaya zorlayan bir dizi gelişme de gözlenmektedir.
Bu gelişmelerden birisi olan Basel II ile bankacılık sistemi risk odaklı sermaye yönetimine geçmekte ve bu da beraberinde risk odaklı kredi fiyatlamasını getirmektedir. Risk odaklı kredi fiyatlaması hem KOBİ’lerin kullanacakları kredi miktarını hem de maliyetini etkileyecektir. Basel II ile kredi kullananın riski firma derecelendirme notu ile ifade edilecektir. Ancak iyi yönetilen, öz sermayesi güçlü, iyi finanse edilmiş ve işletme ile ilgili gerekli mali ve niteliksel tüm bilgileri zamanında ve yeterli bir şekilde paydaşlarına sunarak şeffaflığı sağlayan ve buna ilaveten eşitlik, hesap verebilirlik ve sorumluluk gibi diğer kurumsal yönetim ilkelerini en iyi biçimde uygulayan KOBİ’lerin iyi bir derecelendirme notu alma potansiyeli söz konusu olabilecektir. Derecelendirme notunun yüksekliği işletmelerin daha uygun koşullarda kredilendirilmesini mümkün kılacaktır. Uluslararası uygulamada 2007 yılında yürürlüğe girmesi planlanan Basel II’nin KOBİ’leri kurumsallaşmaya yönlendirici bir etki yaratması beklenmektedir.
KOBİ’leri kurumsallaşmaya itecek bir diğer gelişme Gelişen İşletmeler Piyasası ile birlikte olacaktır. İstikrarın sağlanması ve belirsizliğin azalması ile küçük yatırımcıların sermaye piyasasına karşı duydukları güvensizlik ortadan kalkacaktır. Bu durum sermaye piyasalarına yatırımı artıracak ve işletmelerin halka açılarak yabancı kaynak sağlamaları için uygun bir ortam yaratacaktır. İMKB bünyesinde KOBİ’lerin işlem görmesine imkan veren Bölgesel Pazar ve Yeni Şirketler Pazarının, teknik açıdan yeterli olsa da, KOBİ’lerin halka açılmasına çözüm yeri olamamasının temel nedeni likidite eksikliği yani yatırımcı talebinin olmamasıdır. Söz konusu iki piyasaya yatırımcı talebini etkileyen en önemli nedenlerden birisi, İMKB bünyesindeki yeni şirketler pazarı ve bölgesel pazarın yeterli derinliğe ulaşmış olmamasıdır. Bu durum, aracı kurumlar ve tasarruf sahiplerinin, KOBİ’lerin menkul kıymetlerine itibar etmesini engellemektedir. Ayrıca, sermaye piyasalarından hisse senedi yoluyla fon temin etmede, asgari sermaye şartı ve tahvil ihraç limitleri ile borsaya kotasyon koşullarının da KOBİ’ler için oldukça ağır olduğu söylenebilir. Bu iki piyasadan beklenen performansı elde edememenin nedenlerinden bir diğeri de, sermaye piyasalarından fon temin etmek amacıyla arz edilen Hisse Senetleri bedellerinin tamamen ve nakden tahsil edilmesi zorunluluğudur. Bu yüzden, bankalar ve aracı kurumlar KOBİ‘lerin hisse senedi ve tahvil gibi menkul kıymetlerine aracılık ederek garanti vermek istememektedirler. Bu yüzden, bu pazarların KOBİ’lerin halka açılma çabasına çok fazla yardımcı olduğu söylenemez. KOBİ’lerin öz sermayelerini güçlendirmeleri için elzem olan hisse senedi piyasası için çözümü İMKB bünyesi dışında Gelişen İşletmeler Piyasasında aramak lazımdır. Konu ile ilgili çalışmaların hız kazanması bizi bu noktada ümitlendirmektedir. Bunun için firmalarımızın finansal yapılarını güçlendirmeleri ve ihtiyaç duydukları fonları temin etmelerine yardımcı olacak bu fırsat için şimdiden halka açılmaya yönelik gerekli altyapı hazırlık çalışmalarına başlaması ve dolayısıyla kurumsalaşmaya önem vermesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, girişimci özelliklerine sahip Türk insanının girişimcilik potansiyelini değerlendirebilmesi için gerekli altyapı ve eğitim çalışmalarına önem verilmeli, mevcut ve yeni girişimlerin sürdürülebilirliği için de KOBİ’lerimizin kurumsallaşma ve kurumsal yönetime geçişi özendirilmeli ve desteklenmelidir.



