Depresyonun Nedenleri
By Ahmet V. TÜRKER - Çar Nis 30, 3:34 am

Depresyonun tek bir nedeni yoktur. Depresyonun ortaya çıkabilmesi için bir çok faktörün bir araya gelmesi gerekmektedir.
Daha önceki yıllarda depresyon temelde dört ana gruba ayrılarak incelenmekteydi. Bunlar:
1. Reaktif Depresyon (Kişisel olarak yaşanan felaket ve acılara gösterilen reaksiyon): Tedavi genellikle psikoterapi ile başarılı bir şekilde yapılmaktaydı.
2. Nörotik Depresyon (Çocuklukta yaşanan psikolojik örselenmeler): Tedavi genellikle uzun yıllar süren psikanalitik terapilerle yapılmaktaydı.
3. Organik Hastalıkların Sonucunda Oluşan Depresyon: Beyin kanaması, enfeksiyon hastalıkları veya depresyon oluşturan ilaç kullanımı
4. Endojen veya İçsel Depresyon: Depresyonu açıklayabilecek geçmiş bir yaşantı veya aktüel bir olay olmaması durumundaki gruplamaydı. Bu durumda depresyon nedeni biyolojik bir takım enzimler olarak düşünülmüştür. Tedavi amacıyla da; özellikle bu enzimlerin (serotonin, dopamin ve Norepinefrin) tekrar denge halini almasını sağlayan antidepresan ilaç kullanımı uygulanmaktaydı.
Bu gruplandırma modern depresyon tedavilerinde artık uygulanmamaktadır. Çünkü birçok depresif hastanın depresyon nedenleri bu grupların herhangi birine katılamamakta; daha çok yukarıda sayılan gruplardan kısmi parçalar alınarak, çok faktörlü nedenler ortaya çıkmaktadır (Organik Depresyon hariç).
Bugün depresyonun tam olarak nasıl olduğu ve ağırlık derecesi tespit edilmeye çalışılmaktadır. Mümkün olduğu ölçüde depresyonu ortaya çıkaran nedenler tespit edilmeye çalışılmaktadır. Daha sonra uzmanlar; bilgi ve deneyimlerine ve hastanın koşullarına göre, tedavide başarılı olabilecek en uygun metoda karar vermektedir.
Ancak bugünkü modern anlayışa göre depresyonun nedenleri nasıl açıklanmaktadır?
Aşağıda bir depresyon hastasının hikayesi üç farklı teoriyi daha net olarak anlamamızı sağlayarak, çok faktörlü yaklaşımın avantajlarını ortaya koyacaktır.
Bay A. 35 yaşında, bir firmada bölüm müdürü olarak çalışmakta evli ve çocuksuz bir beydir. Kendisi 1-1,5 yaşlarındayken, annesi tüberküloz nedeniyle hastanede tedavi olmuş, fakat iyileşemeyerek ölmüştür. Babası ise çocuğuna genelde sert ve katı kurallar uygulamış, hayatı daha iyi bu şekilde öğrenebileceğini savunmuştur.
21 yaşında iken gençlik aşkı ile evlenmiş, şu ana kadar da bu kişi ile olan beraberliği halen devam etmektedir. İlişkileri normalden daha sıkı ve dengeli olarak devam etmektedir. Meslek hayatına başladığı firmada, firma sahibinin özel ilgisi ve desteğini kazanarak bölüm müdürlüğüne yükselmiştir. Firma sahibi normalden daha fazla otoriter ve talepkar tavır içindedir.
Son yıllarda firma sahibi daha zor ve eleştirici bir yapıya bürünmüştür. Ödül ve cezayı kendi istediği şekilde dağıtabileceğine ve başkalarının bu konuda hak sahibi olamayacağına inanıyordu. Aktüel olan son görüşmede dahi patron, somut problemlerden olan işçi çıkarma ve benzeri durumlardan dahi haberi yoktu.
Bay A. İlk defa geçen ilkbaharda ağır depresyon geçirmiştir. Depresyondan bir ay önce eşi, kanser şüphesi nedeniyle hastanede detaylı bir incelemeye tabi tutulmuş, şüphe doğrulanmamış ve sağlıklı olduğu görülmüştür. Depresyon öncelikle uyku bozukluğu ile kendisini göstermiş, özellikle sabahları konsantrasyon bozukluğu ve isteksizlikle oluşan iç sıkıntısı oluşturmuştur. Birkaç gün sonra ise; iştahsızlık ve kilo kaybı bu tabloya eşlik etmeye başlamıştır.
Çoğunlukla hasta yoğun kuruntu ve endişelerden rahatsız olmaktaydı ki; bunlar iş hayatını tamamen bozacak hale getirmişti. Kendi isteği dışında, aklında sürekli, firmada hatalı işlere neden olduğu ile ilgili düşünceler yer almaktaydı. Bazı hatalar kısa bir süre önce yapılmış olmasına rağmen, bazıları uzun yıllar öncesine dayanmaktaydı. Bay A. Artık kendisinin başarısız ve işe yaramaz olduğunu düşünüyor, bundan kısa bir süre sonra da firmadan çıkarılmasını talep ediyordu. Bu arada önemli bir ayrıntı olarak, hasta kendisini akşamları daha iyi hissediyordu.
Ayrıntılı ve detaylı fiziksel muayeneler sonucunda hastada herhangi bir bulguya rastlanmamıştır. Yapılan psikolojik değerlendirme sonucunda hastaya ilaç tedavisi uygulamaya karar verilmiş ve 3 haftalık antidepresan kullanımı sonunda, Bay A. Depresyon belirtilerinden tamamen kurtulmuştur. Bu aşamada psikoterapi uygulanmamıştır. Hasta 6 ay süreyle takip edilmiş ve bu süre zarfında göze çarpan herhangi bir depresif belirti görülmemiş, sağlıklı bir seyir sürdürmüştür. Bundan sonraki birkaç gün içinde hasta tekrar bir depresyon yaşamaya başlamış, ilk defada olan tüm belirtiler tekrar yaşanmaya başlamıştır. Bu defa ki depresyonu başlatan neden ise, patronunun haksız bir eleştirisi olmuştur. Bu defa geçen depresyon belirtileri yanında, intihar düşünceleri de yer almaktaydı.
Depresyonun Nedenlerini Açıklamaya Yönelik 3 Farklı Görüş
Bu kısa bir hasta hikâyesini aktardıktan sonra şimdi, depresyonu açıklamaya yönelik üç önemli yaklaşımı açıklamalıyız. Bu modellerden hiçbiri kendi görüşünün %100 geçerli olduğunu ve tam olarak depresyonu açıklayabildiğini ispat edememiştir. Ancak bu üç görüşten her biri, depresyonun nedenini açıklamaya yönelik önemli bulgular elde etmiş ve tespitler yapmışlardır.
Biyolojik görüş ve araştırmalar; psikolojik rahatsızlıklara yol açabilecek bedensel değişimler üzerinde yoğunlaşmışlardır. Araştırmalar sonucunda ortaya çıkan sonuçlar, depresyonun bedendeki fiziksel değişimler sonucu oluşabileceğini desteklemektedir.
Örneğin; bir baba bir kez veya daha fazla depresyon geçirmişse, çocuğu için hayatta bir kez veya daha fazla depresyon geçirme riski %6 – %24 arasındadır. Diğer farklı araştırmalar da birincil derecede yakın akrabalarında depresyon geçirmiş olan kişilerde depresyon olasılığı, genel toplum ortalamasına göre 1,5 – 3 kat daha fazladır.
Biyolojik görüşün temel varsayımı, depresyonun ortaya çıkışında bedenimizdeki fizyolojik değişimlerin büyük bir rol oynadığıdır. Ancak tek başına depresyonun ortaya çıkışını açıklayamamakta; açık olarak farklı faktörlerin de bu tabloya eşlik etmesini gerektirmektedir.
Bazı durumlarda depresyon, aile üyelerinden birinin ölümü veya boşanma gibi ağır üzüntü veya sıkıntıların yaşanmasından sonra ortaya çıkmaktadır. Ancak bu gibi yaşantılar da depresyonun oluşması veya ortaya çıkması için tek başına yeterli olmamaktadır. Yukarıdaki örnekte anlatıldığı gibi, patronun olumsuz eleştirisi Bay A. için tek başına intihar düşüncelerini de içeren depresyona yol açabilir mi? Depresyon için tetikleyici bir nedenin olmaması, genellikle biyolojik nedenlere işaret eder.
Şu ana kadar depresyon ile ilgili deneyim ve bilgilerimiz; depresyonun ilkbahar ve sonbaharda daha sık ortaya çıktığını, sabahları daha ağır olmasına rağmen akşamları hafiflemektedir. Birçok bedensel değişim ve aktivite ışık ve karanlık tarafından idare edilmektedir. Biyolojik görüşü destekleyici en önemli görüşlerden biri de, depresyonda antidepresif ilaçların etkinliğidir.
Biyolojik – Psikiyatrik Araştırmaların Bakış Açısı
Biyolojik – psikiyatrik görüş çerçevesinde ilaçların depresyon üzerindeki tedavi edici etkisini anlayabilmek için, beynimizin fonksiyonları ile ilgili kısa bir analiz yapmamız gerekmektedir.
Beynimiz milyonlarca sinir hücresinden meydana gelmiştir. Bu hücreler sinir sistemi ve lifleri vasıtasıyla birbirleriyle bağlantı halindedir. Sinir hücreleri ve liflerindeki bilgiler oldukça düşük düzeyde bulunan elektrik akımları ile hareket ederler. Birçok yerde sinir hücrelerinin birleşme noktaları vardır ki, bu kontak yerlerindeki aralık, aşağıdaki grafikte büyütülmüş olarak gösterilmektedir.

Elektrik kablolarında iletimin sağlanabilmesi için kabloların birbirleriyle mekanik olarak tam bir bağlantı kurması gerekirken, sinir kontak noktalarında durum farklıdır: İki sinir hücresi arasında bir boşluk veya aralık vardır ki, bu boşluk elektrik akımının sıçramasını önlemek amacıyla bulunmaktadır. Bu aralıkta ön sinirlerden gelen bilgiler, kimyasal iletici sıvı veya maddeler yardımıyla sonraki sinirlere iletilmektedir. Ön sinirler bu boşluğa bilgileri taşıyacak olan taşıyıcı maddeleri bırakırlar. Bu madde aralığı geçerek karşıdaki sinir ile kısa süreli bir temas kurar, daha sonra bilgiler tekrar elektriksel akım haline dönüşerek sonraki sinir bağlantısına iletilmiş olur.
Biyolojik – psikiyatrik görüş, depresyonun bu aralıktaki belirli iletici maddelerin olması gerekenden daha az miktarda olmasından kaynaklandığını savunmaktadır. Bizim örneğimizdeki Bay A. birkaç haftalık antidepresan tedavisi sonrası iyileşmişti. İlaç, beynimizdeki taşıyıcı veya iletici maddelerin bozulan dengesini tekrar oluşturmuştur.
Psikanaliz Bakış Açısı
Depresyonun ortaya çıkmasında, yaşantılarımız ve deneyimlerimiz de elbette büyük rol oynamaktadır.
Psikanaliz veya diğer bir ifade ile analitik psikoloji bireysel yaşantıları analiz edip, araştırmayı amaç edinmiştir. Çocukluk çağındaki yaşantılarımızın ileriki yaşantılarımızı da etkilediğini ve bu etki ile ilgili detayı psikanaliz vasıtasıyla elde ettik.
Psikanaliz açısından Bay A’nın durumu şu şekilde açıklanabilir: Bay A.’nın annesi hastanede tedavi gördüğü sırada, kişilik gelişimindeki en kritik dönemlerin birinde bulunmaktaydı. İnsan böyle bir kaybı çocuk açısından yeterli derecede etkileyici açıklayamaz: Hayatındaki en önemli kişi aniden ortadan kaybolmuş, çocuk henüz annesinden gördüğü davranış, şefkat ve güveni başkalarından sağlayabilecek durumda değildir.
Bu psikolojik travma hali Bay A.’daki kendine güven duygusunu azaltmıştır. Bu olaydan sonra kendi hayatını bilinçsiz bir şekilde şöyle yönlendirmiş olabilir: Mümkün olduğu kadar annesiyle olduğu gibi yakın ve mutlu bir ilişkiye sahip olarak; yeniden bir kayıp anlamına gelebilecek her şeyi önlemek. Bay A. erkenden evlenmiş ve eşiyle oldukça yakın ve mutlu bir ilişki oluşturmuştur. Çocukluğunda ve gençliğinde babasıyla olan ilişkilerinde, bu ilişkiyi tehlikeye atabilecek veya zarar vermesine yol açabilecek durumlardan korumak üzere babasını sürekli haklı görmüştür. Bu tutumunu bir yetişkin olarak patronuna karşı da sürdürmektedir.
Bay A.’daki gelişme bu bakış açısı ile ele alındığında, bu durumların veya yaşantıların bir hastalığa sebep olabileceği hiç düşünülmemişti. Bu yaşantılar sadece, kişiliği etkileyen çocukluktaki yaşantıları belirlemek üzere açıklanmıştı. Bay A. arkadaş canlısı, içine kapanık, biraz kendine güveni zayıf, çalışkan ve titiz bir insandır.
Ancak hayatta bazı olaylar ve yaşantılar ortaya çıkabilir ve bunlar eski kaybetme korkularını veya çaresizlik ve hayal kırıklıklarını tekrar geçmişten alarak bu güne getirebilir. Bay A. için bu yaşantılar eşinin hastanede uzun süreli yatması ve patronunun kendisini olumsuz eleştirisi olarak görülebilir. Dışarıdaki biri için ya da farklı kişilik özelliklerindeki farklı bir insan için bu yaşantılar bir anlam ifade etmez iken, Bay A.’nın kendine mahsus öznel kişilik özelliklerinden ve geçmiş yaşantılarından dolayı oldukça yıkıcı ve dramatik olabilmektedir. Bay A. hayal kırıklıklarını ve geçmiş yaşantılarını başkalarına ifade edememekte, kızgınlığını ve hiddetini kendisine yönlendirmektedir. Depresyon, kişinin bilinçsiz bir şekilde kendisine olan kızgınlığının ifadesidir.
Öğrenme Teorileri Açısından
Düşünce ve duygularımız arasında oldukça yakın bir ilişki vardır. Elbette sizler gerçekçi ve hayalci kişileri tanımışsınızdır. Hayalci kişiler bardağın yarısının hala dolu olduğunu görerek sevinirken; gerçekçi kişiler bardağın yarısının boş olduğunu görerek üzülürler. Öğrenme teorileri, onları etkileyen işte bu tür düşünce yapıları ve deneyimleri ile ilgilenirler.
Bay A. nın önemli bir öğrenme sonucu kazandığı deneyim de; kendi işinin tanınan ve değer verilen bir iş olduğu idi. Depresyonun ortaya çıkışından önceki zamanda Bay A. patronundan hoş olmayan davranışlar görmüş ve haksız yere eleştiriler almıştır. Övgü ve değer bu kişi için merkezi bir anlam taşıdığı için, daha net bir ifade ile faaliyet ve aktivitelerinin motoru olduğu için, bu ödüllerin kaldırılması ve yerine ceza olarak düşünülebilecek tutum ve davranışların gelmesi motivasyonunu söndürmüştür.
Bay A.’nın depresif olmasının bir nedeni de; anlaşmazlık durumlarında hatayı sürekli kendinde aramaya dönük geçmiş deneyim ve öğrenme yaşantılarıdır. Eşi hastaneye yattığında, çocuklukta annesi ile ilgili yaşantısından öğrendiği yine benzer bir davranış kalıbı ortaya çıkmakta; hayatındaki önemli bir dayanağı ortadan kalkarsa, artık ondan sonra hayatın değeri kalmayacağı düşüncesidir.
Modern Bakış Açıları
Bugünkü modern teori ve görüşler, yukarıda bahsedilen üç farklı görüşün depresyonu açıklamaya ve tedavisine yönelik farklı düzeyde ve tamamlayıcı katkılarının olduğunu göstermektedir. Bu üç görüşü birlikte ele aldığımızda, depresyonun ortaya çıkışı ve ilerleyişi şu şekilde açıklanabilir:
Öncelikle depresyonun ortaya çıkışında en önemli etken, kişinin depresyona olan yatkınlığıdır. Anne ve babasında depresyon görülen çocuklarda, depresif tablo görülme sıklığı diğerlerine göre anlamlı derecede fazladır. Bu da anne ve babadan genetik olarak bir yatkınlığın çocuğa yansıdığına işaret etmektedir.
Çocukluk çağında, özellikle kritik dönemlerdeki kayıplar ve hayal kırıklıkları, depresif davranış ve duygulanım bozuklukları oluşturan önemli etkenlerden biridir. Ancak bununla beraber beynimizdeki biyokimyasal değişiklikler de bu etkiyi oluşturabilen önemli bir faktördür.
Yetişkinlik dönemlerinde çocukluktan veya daha önceki yaşantılardan kalan kaybetme korkuları tekrar ortaya çıkabilir. Örneğin;
- Gerçek bir kayıp nedeniyle (Örneğin eşlerden birinin ölümü veya boşanma)
- Korku duyulan bir kayıp nedeniyle (Patron beni eleştirirse, onun sempati ve güvenini kaybederim)
- Sembolik bir kayıp olayı nedeniyle (Bir kliniğe geliş veya yatış, yada sadece bir hastane kokusu dahi, eğer çocuklukta bununla ilgili bir kayıp yaşantısı varsa)
Yetişkinlerde tekrar aktif hale gelen kayıp korkusu, aynı çocuklukta olduğu gibi beyindeki sinir taşıyıcı maddelerinde bir değişime neden olur.
İlaç tedavisi, biyokimyasal değişikliklere ve bozulmalara etki ederek, onları tekrar dengeli ve doğal haline getirerek, psikolojik dengenin tekrar oluşmasını sağlar. Psikoterapotik yaklaşımlar ise; psikolojik süreçleri dengeli ve pozitif hale getirerek, beynimizdeki biyokimyasal dengenin oluşmasını sağlar. Daha açık bir ifadeyle; depresyonun oluşması ve tedavisinde fiziksel ve psikolojik etkenleri birbirinden tam olarak ayırmak mümkün değildir. Birinde meydana gelen değişim, diğerini de direk olarak etkilemektedir.



