KOBİ’ler ve Büyüme
By Ramazan AKTAŞ - Pts Nis 21, 5:31 am

Günümüzde her işletmenin amacı piyasa değerini maksimize etmek olmalıdır. Piyasa değerini maksimize etmek için de firmanın büyümesi ve büyüme potansiyelinin olması gereklidir. Nitekim borsadaki yatırımcıların büyüme potansiyeli olan firmalara daha fazla piyasa değeri biçtiğini gözlemlemekteyiz. “Küçük olsun, benim olsun” felsefesindeki bir firmanın küresel rekabete dayanabilmesi mümkün değildir. Küresel rekabette fiyat ve kalite üstünlüğü ölçek ekonomisine uygun çalışmaktan, yani yeterli büyüklüğe sahip olmaktan geçmektedir. Ülkemiz ekonomisi açısından KOBİ’ler gerek sayı, gerekse istihdam açısından önemli bir işlev görmekle beraber, ekonomimiz ve KOBİ’lerin yaşamsal sağlığı açısından büyük işletmelere de ihtiyaç bulunmaktadır. Büyük işletmeler ve onların tedarikçisi olarak çalışan KOBİ’ler arasında simbiyotik (birbirinden beslenen) bir ilişki vardır. Bu ilişkinin devamlılığı da başarılı KOBİ’lerin büyümesi ve böylece ölçek ekonomisine uygun çalışmak suretiyle yeni KOBİ’lere yeni iş imkânları yaratması ile yakından alakalıdır. Onun için her KOBİ yöneticisinin bu düşünce içinde hareket etmesi gerekmektedir. Uygulamada bazı KOBİ’lerimizin yeni yatırım yapmayarak riski büyütmemeye ya da kaliteyi muhafaza etmek düşüncesi ile büyümekten ziyade var olanı korumaya yönelik hareket ettikleri görülmektedir. Bu düşünce, kriz dönemlerinde bir dereceye kadar firmanın kendini korumasına yardımcı olsa da, uzun vadede çok temkinli yaklaşım büyüme fırsatlarından yararlanamamaya ve firmanın pazar payını yitirmesine sebep olabilmektedir. Kurumsallaşmak sadece kaliteyi korumak olarak algılanmamalı, kaliteyi büyürken de devam ettirmek olarak görülmelidir. Kaliteyi, büyümeyerek korumak kolaycı bir yaklaşımdır. Gerçek anlamda kurumsallaşmak, kaliteyi büyüme ile bütünleştirmekten geçmektedir.
Öte yandan, bazı KOBİ’lerin çok hızlı büyüyerek aşırı risk aldıkları da görülmektedir. Hızlı büyümek için faaliyet ve finansal kaldıraç derecelerini artırmaları (yeni yatırım yapma ve bunu öz sermayeye dayalı yapmaktan ziyade borç kullanarak gerçekleştirme) olası bir ekonomik krizde işletmenin batmasına yol açabilmektedir. Örneğin, önceki krizlerde batan işletmelerin tipik özelliği faaliyet ve finansal kaldıraç derecelerinin yüksek olmasıydı. Kısacası, büyümek bir hedef olmalıdır ama bunun için de aşırı risk alınmamalıdır. Risk alırken hesaplanmalıdır, çünkü hesaplanmamış risk almak kumar oynamaktan farksızdır.
Bu noktada şu soruyu kendimize sorabiliriz: ”KOBİ’ler büyüyerek daha hantal şirketler haline geldiğinde, karşılarına çıkan krizlerden çok daha fazla etkilenir, hatta yok olabilirler mi? Bir başka deyişle, büyümek ya da korunmak seçeneklerinden hangisi tercih edilmeli?” Bu soruyu cevaplarken şu özdeyişi hatırlatmakta yarar var: “Hızlı koşan erken yorulur.” Yani, her büyüme sağlıklı olmayabilir. Makul büyüme oranının çok üstünde gerçekleşen büyüme dikkatle izlenmelidir. Zira, bu tür bir büyüme normal değildir. Normal büyüme sektör ortalaması civarındaki büyümedir. Bunun çok ötesindeki büyüme normal dışı olduğundan, eğer mantıklı bir açıklaması yoksa, akla riski getirmelidir. Büyümek ölçek ekonomisine hizmet ediyorsa, verimlilik artışına dayanıyorsa, markalaşma ve inovasyonun sağladığı rekabet üstünlüğünden kaynaklanıyorsa sağlıklıdır. Aksi durum işletmenin hantallaşarak ve bir dinozor gibi ağır hareket etmesine ve dolayısıyla yok olmasına neden olacaktır. Bilindiği gibi, iş dünyasında eskiden “Büyük balık küçük balığı yutar.” felsefesi geçerli iken bu, günümüzde “Hızlı balık, ağır hareket eden her balığı yutar.” felsefesine dönüşmüştür. “Batamayacak kadar büyük olma!” felsefesinin günümüz ekonomisinde yeri yoktur. Sırf büyüme uğruna firma esnekliğini ve hızını yitiriyorsa, bu firmayı iflas denilen o acı son bekler hale gelmiş demektir. Bu durumdaki bir firmanın ülke yöneticilerinden kendisini koruma gibi bir talepte bulunmasını hem ahlaki yönden hem de kıt kaynakların verimli kullanılması bakımından savunmak mümkün değildir. Nitekim, günümüzde çoğu firmanın bu bilinç içinde hareket ettiği ve hantal bürokratik örgüt yapısından sıyrılıp daha adem-i-merkeziyetçi örgüt yapılarına yöneldiklerini, hatta gerekiyorsa bazı birimlerin yönetimlerini birbirlerinden ayırdıklarını görmekteyiz. Matris ve proje tipi örgüt yapıları bu arayışların bir sonucudur ve bu arayışlar bugün de devam etmektedir. Sonuç olarak, büyümek ve korunmak bir ikilemden çok birbiriyle ilgili kavramlar olarak görülmelidir. Firma sağlıklı büyüyorsa hem kısa hem de uzun vadede kendisini daha iyi koruyabilir hale geliyor demektir.
Peki, bugünkü şartlarda Türkiye’de bir KOBİ’nin izlemesi gereken genel rota ne olmalıdır? Bu soruyu şöyle bir tekerleme ile cevaplamak istiyorum: ”Köylüyü kuru inadı, memuru süslü avradı, zengini şımarık evladı batırır”. Burada köylüden kastedilen 1-9 kişinin çalıştığı mikro işletmelerdir. Bu işletmeleri batağa götüren hata, eski teknoloji ve ürünle var olma ısrarını devam ettirmeleridir. Halbuki dünya değişmektedir ve bu değişime göre ürün ve teknolojideki değişimi izlemek hatta bu değişime yön vermek gerekmektedir. Firma mikro işletme olarak bu hatadan sıyrılıp yeni ürün ve teknoloji ile piyasada yer edinip büyüdüğünde yani 10-49 kişinin çalıştığı bir küçük işletme haline geldiğinde tasarruf olgusunu ihmal etmemelidir. “Memurun süslü avradı” ile ifade edilen budur. Yani birazcık büyüdüğünde “ben büyüdüm“ mesajını verebilmek için, verimlilik düşüncesinden uzak bir biçimde, harcamalarını israf derecesinde artırıyorsa bu KOBİ’nin uzun vadede ayakta kalması mümkün değildir. Eğer küçük işletmemiz bu aşamayı da geçerse “zengin” yani 50-250 kişinin çalıştığı orta ölçekli bir işletme haline geldiğinde büyümenin getirdiği kurumsallaşma sıkıntılarını yaşar hale gelecektir. Bu aşamadaki bir işletmenin sahibi olan girişimcinin firmanın yönetimini, ehil olup olmadığına bakmaksızın, çocuğuna bırakması büyük bir risktir. Nitekim bu durumu anlatan bir diğer tekerleme de şudur: “Dede kurar, baba büyütür, oğul tutar, torun da sanat tarihi okur”. Sonuç olarak, KOBİ’lerimiz büyümeli, büyürken de büyümenin getirdiği sorunları aşmada tasarruf, markalaşma, inovasyona ve kurumsallaşmaya önem vermelidir. Zaten Basel2 gibi yeni düzenlemeler bir anlamda KOBİ’leri kurumsallaşmaya zorlamaktadır. KOBİ’lerimizin geçmişte büyüyememesinin en önemli nedeni olarak hep finansman sorunu gösterilmiştir. O zamanlar, bir KOBİ için bankadan kredi bulmak çok zordu. Bugün ise durum son derece farklı olup, bankalar kredi vermek için KOBİ’lerin kapısını çalmaktadır. Mali tabloları muhasebe standartlarına uygun hazırlanmış ve şeffaf olan, sermaye yapısı güçlü, kurumsallaşmış ve rekabetçi bir yapıya sahip KOBİ’ler, büyüme planlarını gerçekleştirmek için, geçmişe göre daha uygun koşullarda kredi bulabilmektedir. Basel2 sisteminde kredi alabilmenin ötesinde, küresel rekabete karşı koyabilmenin yolu da kaliteyi artırmaktan, verimliliği yükseltmekten, markalaşma ve inovasyona önem vermekten geçmektedir. Ancak bu şekilde KOBİ’lerimiz kendini farklılaştırıp dünya pazarlarında kalıcı hale gelebilecektir.



