KOBİLERİN FİNANSMAN SORUNU

By Ramazan AKTAŞ - Pts Nis 14, 5:25 am

İstihdam yaratma, yeniliklere hızlı uyum, büyük işletmelere ara malı temin etme gibi konularda ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan KOBİ’lerin ülkemizde karşılaştıkları sorunlar AB ülkelerindekine kıyasla ne yazık ki çok daha ciddi boyuttadır. Türkiye’deki işletmelerin sayı olarak % 99.7’i KOBİ tanımına girmekte ve imalat sektöründe istihdamın yaklaşık % 64’ü ile katma değerin % 36’sı bu işletmelerce sağlanmaktadır. KOBİ’lerimizin uygun ekonomik koşullarda büyüyebilmesi ve öz sermaye kârlılığını artırabilmesi için finansal kaldıraçtan yararlanması gerekmektedir. Ne yazık ki, istihdam ve katma değer açısından bu kadar önemli rol oynayan KOBİ’lerimizin, bankacılık sisteminden bu noktada yeterince yararlandığını söylemek mümkün değildir. Sorun o kadar büyüktür ki, Türk KOBİ’lerinin % 50’sinden fazlası, finansman araçlarına ulaşmada ortaya çıkan finansman maliyetini, büyüme planlarını etkileyen kısıtlamalardan birisi olarak görmektedir. Bu oran AB ortalamasının iki katından fazladır. 2001 krizinden sonra KOBİ’ler açısından en önemli sorun olan finansman sıkıntısı son yıllarda azalmakla beraber halen önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Rakam vermek gerekirse, istatistiklere göre KOBİ’lerin kredi pastasından yararlanma oranı yüksek enflasyon döneminde % 5’ler civarında iken bugün bu rakam % 20’lere yaklaşmıştır. Bu rakamlar da göstermektedir ki, KOBİ’lerin özellikle bankacılık kesiminden kredi kullanım imkânı son yıllardaki iyileşmeye rağmen yeterli düzeyde değildir.

KOBİ’leri finansal açıdan etkileyen iki önemli gelişme ise, AB’ye giriş süreci ile enflasyonu düşürmeyi hedefleyen mevcut ekonomik istikrar programıdır. Her iki süreç de KOBİ’ler için fırsat ve tehditler yaratma potansiyeline sahiptir. Bu iki gelişmenin KOBİ boyutunda yarattığı potansiyel tehditleri veya hazırlık yapılması gereken hususları şu şekilde özetlemek mümkündür:

• Avrupa Birliğine geçiş sürecinde KOBİ’leri bekleyen en önemli sorunlardan birisi de mali başarısızlıklardaki artış olacaktır. AB’ye giriş sürecinde gerekli dönüşümleri yapmayan KOBİ’lerin en az % 30’unun batabileceği kimi uzmanlarca ifade edilmektedir.

• Mastrich iktisadi kriterlerinden birisi olan düşük enflasyon hedefini yakalamaya çalışan ülkemizde enflasyon inerken KOBİ’leri bekleyen sorunlardan birisi de şüpheli alacaklardaki artış olacaktır. Hâlihazırda çoğu firma tarafından dile getirilen talep yetersizliği sorununu aşmak için kredili satışlara ağırlık veren firmaların bu sorunla karşılaşma ihtimali son derece yüksektir. KOBİ’lerin bu sorununu gidermede “alacakların sigortalandırılması” bir çözüm yolu olarak düşünülebilir. Nitekim bu noktada bazı sigorta şirketlerimizin hizmet vermeye başladığını görmekteyiz.

• Bu dönemde KOBİ’lerin verimsizliklerini faaliyet dışı kârlar veya yüksek kâr marjları ile kapatmaları mümkün olmayacaktır. Düşük enflasyon sürecinin devamı için kamunun borçlanma gereğini azalttığını, bunun da reel faizleri aşağıya çektiğini görmekteyiz. Son 3 yıldır reel faizlerde sağlanan düşüş, rantiye anlayışının değişmesine yol açmıştır. Örneğin repo artık eskisi gibi cazip bir yatırım aracı olmaktan çıkmıştır. Dolayısıyla, bu yeni dönemde ancak kendi faaliyetlerinden para kazanan firmalar ayakta kalacaktır.

• Basel II ile bankacılık sistemi risk odaklı sermaye yönetimine geçmekte ve bu da beraberinde risk odaklı kredi fiyatlamasını getirmektedir. Risk odaklı kredi fiyatlaması hem KOBİ’lerin kullanacakları kredi miktarını hem de maliyetini etkileyecektir. Basel II ile kredi kullananın riski firma derecelendirme notu ile ifade edilecektir. Ancak iyi yönetilen, öz sermayesi güçlü, iyi finanse edilmiş ve işletme ile ilgili gerekli mali ve niteliksel tüm bilgileri zamanında ve yeterli bir şekilde paydaşlarına sunarak şeffaflığı sağlayan ve buna ilaveten eşitlik, hesap verebilirlik ve sorumluluk gibi diğer kurumsal yönetim ilkelerini en iyi biçimde uygulayan KOBİ’lerin iyi bir derecelendirme notu alma potansiyeli söz konusu olabilecektir. Derecelendirme notunun yüksekliği işletmelerin daha uygun koşullarda kredilendirilmesini mümkün kılacaktır. Uluslararası uygulamada 2007 yılında yürürlüğe girmesi planlanan Basel II, kredi kullanımında teminat yerine geçebilecek araçlar ile ilgili olarak da değişiklikler öngörmektedir. Örneğin, ülkemizde yoğunlukla kullanılan müşteri çek ve senetleri ile ortak ve grup şirketleri kefaletleri Basel II’de risk ağırlığını azaltan teminat kapsamında değerlendirilmemektedir.

Öte yandan düşük enflasyon sürecinin KOBİ’ler açısından getirdiği birtakım olumlu yönler de bulunmaktadır:

• Enflasyonun düşmesi ile işletmelerin, aynı faaliyet hacminde bulunmak üzere ihtiyaç duyacakları ek işletme sermayesi ihtiyacı azalmaktadır.

• Her kriz dönemine “kriz olmayacakmış” gibi yüksek faaliyet ve finansal kaldıraç derecesi ile giren firmaların geçmiş krizlerde çok acı bir biçimde battığına şahit olduk. Bu yeni dönemde ekonominin istikrara kavuşması ile batan firmaları diğerlerinden ayıran bir diğer önemli özellik, yüksek faaliyet ve finansal kaldıraç derecesi ile çalışmaktan ziyade, kârlılık oranları olacaktır.

• Düşen faizlerle birlikte işletmelerin sermaye maliyetleri de düşmektedir. Üretim hacimlerini artırmak ve düşük sermaye maliyetinden yararlanmak için işletmeler yatırıma yönelmektedir. Belirsizliğin azalması ile uzun dönemli planlar da yapılabildiğinden, işletmeler sabit varlıklara yapılacak planlı harcamaları ve bunların kullanımından elde edilecek faydaları dönemsel olarak gösteren uzun dönemli bir mali plan olan sermaye bütçelerini daha gerçekçi olarak hazırlama gereği duymaktadır. Şunu bilmeliyiz ki, yüksek enflasyon döneminin kötü alışkanlığı olan sürü psikolojisi içerisinde yatırım yapma dönemi bitmiştir. Yüksek enflasyon dönemlerinde belirsizlik nedeniyle fazla kullanışlı olmayan sermaye bütçelemesi, enflasyonun düşmesi ve fiyat istikrarının sağlanması ile önem kazanmaktadır ve ancak fizibilite çalışması sonucunda kârda gözüken yatırımlar ile firmalar piyasa değerini artırabilecektir.

• KOBİ’lerin önümüzdeki birkaç yıl içerisinde “Gelişen İşletmeler Piyasası” olarak isimlendirilen bölgesel KOBİ borsaları vasıtasıyla ihtiyaç duyduğu sermayeye ulaşabilmesi mümkün olacaktır.

• Enflasyonun düşmesi ile doğrudan yabancı sermaye girişlerinde artış görülmektedir. Bir ülkede ekonomik istikrar sağlanınca yabancı sermaye gelmekte ve öncelikle finans sektörüne, daha sonra da reel sektöre yatırım yapmaktadır. Ülkemizde gözlenen bu durum KOBİ’lerimize hem fırsat hem de tehditler getirmektedir. Bu sürece hazırlıklı giren KOBİ’lerin süreci fırsata dönüştürmesi olası gözükmektedir.

Ülke ekonomisi ile ilgili büyük önem taşıyan AB Üyelik Süreci ve Düşük Enflasyona Geçiş Programlarının KOBİ’ler açısından olumsuz ve olumlu yönlerini belirttikten sonra KOBİ’lere yönelik mevcut finans sisteminin daha etkin çalışması açısından konunun uzmanları ve iş dünyası tarafından getirilen kimi önerilere de kısaca temas etmek istiyorum.

KOBİ’lerin bankacılık sisteminden yeterince yararlanamama nedenlerinden birisi olan teminat sorunu; kefalet esnek hale getirilerek çözülebilir. Ayrıca, verilecek kredi ve teşvikler için gayrimenkul teminatı aranmaksızın sektör ve proje kârlılığı dikkate alınarak, yatırım projesinin kendisinin yeterli sayılması ile büyük ölçüde aşılabilir. Kefalet sorununun çözümüne yardımcı olabilecek bir diğer araç da mevcut kredi garanti fonunun etkinliğini artırmaktır. Kredi Garanti Sisteminin daha etkin hale getirilebilmesi için söz konusu sistemin Hazine ya da BDDK tarafından yasal zeminde tanımlanarak kurumsal hale getirilmesinde yarar bulunmaktadır. Bu bağlamda, bankaların kendi aralarında ya da bankalar birliği nezdinde oluşturulacak bir sistem içerisinde, kredi kefaleti verebilen bir KOBİ Kredi Garanti Fonu ve/ veya KOBİ Kredi Sigorta Sistemi kurmaları teşvik edilebilir.

Risk sermayesi yatırım ortaklıklarının yeterince gelişememe nedenlerinden birisi olarak bu şirketlerin mevzuat uyarınca kurumlar vergisi ve KDV’den muaf olmalarına karşın yatırım yapılan şirketlerin vergiye tabi olması gösterilmektedir. Bu sektörün gelişebilmesi için yatırım yapılan şirketlere de vergi muafiyetinin tanınması veya yatırım sözleşmelerinin damga vergisi ve harçlardan muaf tutulması önemli bir katkı sağlayabilir. Türkiye’de Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı (GSYO) şirketlerine etkinlik kazandırmak amacı ile, mevzuatında değişiklik yapılarak bu şirketlere Girişim Sermayesi Fonu kurma yetkisi verilebilir. Bu düzenlemenin yapılması halinde GSYO’lar, incelemeleri sonucunda uygun olduğuna karar verdikleri yatırım projeleri için piyasadan fon toplama imkânına kavuşacaklarından bu şirketlerin girişimlere ortak olmak için özsermayeleri ile sınırlı kalmaları önlenecek, çok sayıda firmaya ortak olmaları, dolayısıyla çok sayıda KOBİ’ye destek verme imkânı yaratılmış olunacaktır.

KOSGEB’in başlattığı reel faizleri aşağı çekici kredi uygulaması piyasada olumlu karşılanmış gözüktüğünden, bu sistemin yaygınlaştırılması teşvik edilmelidir.

Küçük İşletme Finans Şirketlerinin (KİFŞ) kurulması KOBİ’lerin finansman sorununun çözümünde bir diğer çözüm önerisi olarak düşünülebilir. ABD’de 1958, Japonya’da 1964 yılından beri uygulanan bu sistemle KOBİ yatırımları desteklenmektedir. Türkiye’de bankalar ve özel finans kurumları KİFŞ kurmaya yönlendirilebilir.

Cevap bırak.