CİLDİNİZİ YAZA HAZIRLAYIN

By Sinan İBİŞ - Pts Mar 10, 1:09 pm

Yaz mevsimi yaklaştığında rahat giysileri kullanım için hazırlanmaya, tatil planlarımız için gazetelerdeki tatil köylerini gözden geçirmeye başlıyoruz.

Sohbetlerimize artık tatil konusu ilave olmaya başlıyor, kimler geçen tatilde ne yapmışlar, izlenimlerimiz önemli, çünkü gelecek haftalarda yaz tatili planı için karar verilmiş olacak. Şüphesiz ki nasıl bir tatil yapacağımızın kararını verirken, geçen yazın keyiflerini düşündüğümüz kadar olumsuzluklarını da düşünüp gelecek planımızı daha sağlıklı yapmak arzusundayız.

Tatil yapanların çok büyük bir bölümü yaz tatilinde güneş ve kum anlayışını tercih ederken, az bir kısmı doğa, kültür, tarih, dalgıçlık, dağcılık, doğa yürüyüşleri gibi aktivitelerle dolu tatil anlayışını tercih etmekteler. Ülkemizin vazgeçilmez güneşi, deniz sularının temizliği ve içeriğindeki zengin mineral, plankton ve organik bileşenlerin yüksekliği, oksijenden zengin eşsiz iklimlerimiz, yaz mevsimindeki doğal beslenme kaynaklarının zenginliği dikkate alındığında tabi ki bizler bu avantajları yaşamadan edemiyoruz. Her yıl yaz mevsiminin eşsiz avantajlarını yaşamış olarak tatilimizi tamamlarken, yorgunlukları bırakıp içimizde yenilenmiş bir enerji ile yaşamımıza geri döneriz. Her şey hoş, güzel ancak cildimizde gördüğümüz hoşumuza gitmeyen şeyleri de tatil sonrası yaşamımıza kattığımızı görürüz.

Yaz tatilinde cildimizi neler bekliyor…

Saçlar renklerinin koyu olması itibarı ile güneş ışınlarının daha çok emerler ve güneş hasarının olumsuzluklarını da en fazla yaşarlar. Güneşe maruz kaldıkça saçların protein yapısı bozulmaya başlar ve saçlar yavaş yavaş nemini kaybeder. Ardından saçlarımız matlaşmaya, incelmeye, yatıklaşmaya, birbirine dolaşmaya, kırılmaya ve dökülmeye başlar.

Işığın tahrip edici etkisine karşı derin dokuları korumaya çalışan cildimiz güneşin yıpratıcı gücüne karşı koyamaz hale gelir. İçerisindeki kollajen, elastin ve benzeri proteinler ile nemini yavaş yavaş yitirmeye başlayarak kurur, elastikiyetini kaybederek sarkmaya başlar. Güneş içerisindeki ultraviyole ışınları cildin tabakalarını aşarak derinlere ulaştığında ise cildimiz ışığın derinlere ulaşmasını engellemek amacıyla hemen kendi savunma yöntemlerini oluşturmaya başlar. Işıktan korunmaya karşı cildin savunma yöntemleri ciltteki koyulaşma, çillenme veya lekelenme, kılcal damarlarda belirginleşme, ciltte pürüzlenme oluşturan ölü hücre tabakasında kalınlaşma sayılabilir.

Dünya sağlık örgütü insanların cilt kanserlerinin artması nedeniyle cildin ışıktan korunmasının önemini her geçen gün daha fazla vurgulamakta. Cildin aşırı güneş maruziyetlerinde ciltteki pigment üreten hücreleri veya diğer cilt hücrelerinin üremelerindeki kontrolsüz gelişmeler cilt kanserleri olarak adlandırılan, yaşamı tehdit eden sonuçlar doğurabilmekte.

Güneşte cildimizi bekleyen tehlikeleri azaltabilir miyiz…

Güneşe maruz kalacaksak mutlaka önceden bazı önlemler alarak güneşin cildimizdeki ve eklerindeki yıpratıcı etkilerini asgariye indirmek mümkün olabilir. Cildin protein ve nem kapasitesini artırıcı terapilerin yaz öncesi uygulanmasında büyük yarar var. Özellikle meyve asitleriyle yapılacak hafif peelingler, cildin ışığa karşı duyarlılığını artırmayan yumuşak lazer uygulamaları, cildin yaşamsal fonksiyonlarını gençleşme lehine geliştiren ses dalgalarının oluşturduğu ultrasonoterapiler, cilde çeşitli vitamin, mineral, amino asit, protein, enzimler ve benzeri maddelerin kazandırılmasını sağlayan yöntemlerden faydalanmak mümkün. Özellikle cildin protein yapısını geliştiren en önemli terapi soft lazer terapiler olmakla birlikte 12 ay boyunca güvenle uygulanabilen Nlite V lazer lazer sistemi sayesinde cildin protein içeriğinin bir seansta % 85 oranında artırılabildiği bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.

Cildin nem kapasitesini artırıcı bakımlar da son derece önemli.

Küresel ısınma ve ozon tabakasının delinmesi dikkate alındığında güneş ışınlarının cilt üzerindeki yıpratıcı etkilerinin dört mevsim yaşandığını görebiliyoruz. Cildin bakım programının diş fırçalamak gibi bir disiplin içerisinde yapılması gerekiyor. Özellikle parfümsüz, alkolsüz, boya içermeyen ve kimyasal içeriği düşük kozmetiklerin tercih edilmesi son derece önemli. Özellikle protein, mineral ve organik elemanlar, antioksidan vitaminler ( A, C, E vitaminleri ) içeren kozmetiklerin bir disiplin çerçevesinde cilde uygulanması gerekiyor.

Güneş hasarından saçları korumak için bakır desteği…

Bakır saç köklerindeki protein yapımı için olmazsa olmaz bir element. Saç köklerine bakır ulaştırıldığında saçı oluşturan proteinlerin üretimi hızla artmakta ve saçlar diri, canlı, parlak hale gelerek güneşe direnç gösterebilmekte. Aynı zamanda bakır güneş ışınlarına bağlı saç dökülmesine karşıda saçlı deriye destek sağlayabiliyor.

Mutlaka güneş koruyucuların kullanılması da gerekiyor…

Güneş ışınları içerisindeki zararlı ultraviyole ışınları cildimizin ve saçlarımızın hasarlanmasına neden oluyor. Bu ışınların cilt veya saçlar tarafından emilmesini azaltıcı kozmetiklere güneş koruma ürünleri adı veriliyor. Güneş koruma ürünlerinin görevlerini % 100 yapmaları demek ışıktan % 100 korunduğu anlamına gelmiyor. Güneş koruyucunuz ne kadar iyi veya yeterli olursa olsun, koruma ürünlerini yeterince kullanmamıza rağmen mutlaka güneşten korunmaya azami dikkat göstermemiz gerekiyor.

Güneş koruyucuların içeriğindeki filtrelerin çeşitliliği, filtrelerin miktarları ve uygulama sonrasında ne kadar süre ile etkin koruma yapabildikleri son derece önemli. Güneş koruyucularının çok yüksek miktarlarda koruma faktörleri ihtiva etmeleri çok önemli değil. Hatta bazen kullanılan koruyucunun içerisinde yüksek miktarda bulunan koruyucu filtreler kozmetik ürünün kıvamını koyulaştırmakta ve cilde nüfuzunu güçleştirmekte. Hatta cildin gözeneklerini tıkayarak cildin salgılarının dışarıya atılmasını ve solumasını engelleyerek yağlanma, sivilcelenme gibi sorunların ortaya çıkmasına neden olmakta. Gerek koruyucu kozmetikler, gerekse de bakım kozmetiklerinde önemli olan unsur cildin dokusu ile ürünün kıvamının uyuşması, kozmetiklerin cilt tarafından emilebilecek karakterde olması gerekiyor.

Her zaman bol ışıktan mutlaka korunmak gerekiyor…

Amerikan ilaç ve kozmetik dairesince de güneş ışınlarından korunmada etkinliği onaylanmış parsol maddesi artık kozmetik koruyucularda kullanılmaya başlandı. Bununla beraber yapılan bilimsel çalışmalarda ultraviyole ışınlarına karşı yeterli çeşitlilikte güneş koruma filtresi içeren bir kozmetik koruyucudaki koruma faktörlerinin yüzdesi 15 olduğunda cilt ışıktan % 96 oranında korunabilirken, güneş koruma filtrelerinin oranı % 60 a çıkarıldığında ise cilt ışıktan % 98 oranında korunabiliyor. Bu demektir ki en az % 15 SPF ( Sun Protection Factors ) içeren bir güneş koruyucuda eğer tüm ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu çeşitlilikte filtreler var ise bu ürünün cilt için kullanılması yeterli olabilir. Ürünün içeriğindeki fitre miktarı arttıkça ürünün kıvamı koyulaşacağından bazen cilt tarafından emilemeyebilir ve cildin sağlığını bozabilir. Yeni jenerasyon koruyucuların artık 2.5 saatte bir yenilenmesi gerekmiyor. Artık yeni koruma faktörleri günde bir defa sürmekle cildi tüm gün koruyabiliyor, 8 – 10 defa su ile temas ettiğinde bile etkin koruma seviyesini koruyabiliyor.

Antioksidanlar ve homeopatik kozmetiklerin kullanımı ihmal edilmemeli….

Güneşi yaşamanın faydalı etkileri de var şüphesiz. Doku ve cilt metabolizmamız canlanıyor, yenilenme hızı artıyor, dolaşım güçleniyor, toksik elemanların uzaklaştırılması hızlanıyor. Ancak bu etkilerin yaşanması için asgari güneş etkisi yeterli olabilir. Güneşe maruziyetin fazlalaştığı durumlarda ise cilt içerisinde serbest radikal adı verilen zararlı maddeler oluşmaya başlar ve bu maddeler cildin yaşamsal biyolojik görevlerini olumsuz yönde etkileyerek güneş hasarına ve yaşlanma etkilerine neden olur. O nedenledir ki bu radikallerin gerek oluşmasını, gerekse de cildin yaşamsal fonksiyonlarının bozulmasını engelleyen Co-enzim Q, Omega 3, A-E-C vitaminleri ve cildin savunma sistemini güçlendiren homeopatik kozmetiklerin kullanılması son derece önemli. Bu elemanların özellikle cilde kozmetik olarak uygulanması daha faydalı, ancak beslenme içeriği ile veya ağızdan destek ürünleriyle bu maddeleri de dokularımıza kazandırmamız mümkün.

Cevap bırak.